Reverend Insanity

Bölüm 52 · Nasıl Açıklayacağını Görelim

Kaynak eser
Reverend Insanity
Özgün yazar
Gu Zhen Ren
Çevirmen
MHBD Çeviri

“Fang Yuan bugün gerçekten derse gelmedi. Bakın, yeri hâlâ boş.”

“Nasıl bu kadar cüretkâr olabilir? Bu sabahki ders akademi klan büyüğünün dersi, ona rağmen gelmemiş.”

“Bu iyi değil. Klan büyüğünün yüzü kapkara; Fang Yuan'ın başı belaya girecek gibi. Hihihi.”

Akademide gençler fısıldaşıyordu. Bakışlar durmadan Fang Yuan'ın boş yerine ve akademi klan büyüğünün gittikçe kararan yüzüne kayıyordu.

Fang Yuan zorbalıkla ilksel öz taşı toplamaya başladığından beri herkesin karşısında durmuştu. Başına bir şey gelmesini görmek bütün öğrencilerin hoşuna giderdi.

Akademi klan büyüğünün yüzü mosmordu. Öz açıklığını beslemenin inceliklerini anlatırken bir yandan da Fang Yuan'ın yerine gizlice bakıyordu.

İçinden soğukça güldü. “Fang Yuan, ah Fang Yuan. Dün senin açık vereceğin bir şey bulamadığım için üzülüyordum. Bugün kendi ayağınla fırsatı önüme getirdin. Sonuçta on beş yaşında bir çocuksun; seni fazla gözümde büyütmüşüm.”

Şu anki korkunç yüz ifadesinin büyük kısmı numaraydı. Amacı bu fırsatı kullanıp Fang Yuan'ın üzerine gitmek, onu hizaya çekmek ve giderek azgınlaşan havasını söndürmekti.

Zaman geçtikçe Fang Yuan'ın baskınlığı gerçekten de artmış, diğer öğrencilerin nefes almasına fırsat bırakmamıştı.

Akademi klan büyüğü tek bir kişinin herkese hükmetmesini istemiyordu. Görmek istediği şey, yüz çiçeğin birden açtığı, yüz düşüncenin yarıştığı bir ortamdı.

“Birileri gelsin.” Akademi klan büyüğü parmaklarını kıvırıp kürsüye hafifçe vurdu.

“Efendim, emrinizdeyiz.” Kapının dışındaki iki muhafız hemen içeri girdi.

Akademi klan büyüğü herkesin önünde soğukça homurdandı. “Bu Fang Yuan haddini çok aştı. Gözümün önünde bile bu kadar gevşek davranıp açıkça dersi asıyor. Yatakhaneye gidin, onu buraya getirin.”

“Emredersiniz.” Muhafızlar dönüp çıktılar.

Onların kapının ardında kaybolmasıyla akademi bir anda uğultuya boğuldu.

Sayısız öğrenci birbirine sokulup fısıldaşmaya başladı.

“Fang Yuan'ın işi bitti.” Birinin gözleri parladı.

“Hehe, birazdan güzel bir gösteri var.” Bir başkası başkasının felaketinden zevk alarak güldü.

“Ağabey, kendini fazla büyük görüyorsun. Bu, klan büyüğünün otoritesine meydan okumak demek. Ne ceza alırsan al, kendin ettin.” Gu Yue Fang Zheng boş sıraya baktı ve içinden de bir kez iç çekti.

Tak tak tak!

Akademi klan büyüğü sert bir ifadeyle kürsüye art arda üç kez vurdu. “Sessizlik! Derste gürültü istemiyorum!”

O an yaydığı baskı, patlamanın eşiğindeki bir yanardağa benziyor, bakanı ürkütüyordu.

Akademi anında iğne düşse duyulacak kadar sessizleşti.

Öğrenciler korkuyla ağızlarını kapatıp dimdik oturdular.

Ama sadece dışarıdan böyle görünüyorlardı; zihinleri çoktan bu olaya takılıp kalmıştı.

Ders devam etti, fakat gençlerin hepsi biraz dalgındı.

Pencereye yakın oturanlardan bazıları arada bir dışarı bakıyordu.

Zaman geçti. Epey sonra kapı tarafından ayak sesleri duyuldu.

Bir anda pek çok öğrencinin kulakları dikildi, onlarca çift göz ışıl ışıl parladı.

“Geliyor...” Akademi klan büyüğü de ayak seslerini duydu ve gözlerini kıstı.

Fang Yuan'a nasıl ceza vereceğini çoktan kararlaştırmıştı. Üç saat boyunca kapının dışında ayakta bekletecekti.

Ceza ağır değildi ama küçük düşürücüydü.

Ders sırasında ve sonrasında öğrenciler sürekli girip çıkarken kapıda cezaya dikilmiş Fang Yuan'ı göreceklerdi.

Böylece Fang Yuan'ın korkutucu imajı kırılacaktı. Öğrenciler onun da aslında o kadar dokunulmaz olmadığını fark ettiklerinde Fang Yuan'ın yarattığı caydırıcılık büyük ölçüde azalacak, kalplerinde cesaret doğacak ve rekabet istekleri canlanacaktı.

Dahası, Fang Yuan'a verilen ceza akademiden gelmiş olacaktı. Bu da öğrencilerin akademiye duyduğu saygı ve korkuyu görünmez biçimde artıracaktı.

Ancak korku ve saygı varsa itaat olurdu.

Bu nedenle yöntem basit görünse de ardında derin bir hesap vardı.

Ayak sesleri gitgide yaklaştı ve sonunda kapının hemen dışında durdu.

Tak tak tak.

Kapı çalındı.

“Hehe, ben açarım!” Kapıya en yakın oturan bir öğrenci gönüllü olarak ayağa kalktı, yerinden çıkıp kapıyı açmaya gitti.

Akademi kendiliğinden sessizleşti; sayısız göz kapıya dikildi.

Gıcır.

Öğrenci kapıyı hafifçe araladı.

Güneş ışığı aralıktan içeri süzüldü. Tam o anda kapıyı açan öğrencinin bedeni ansızın titredi!

“Ahhh!” Bir an dondu, sonra çığlık atıp istemsizce büyük bir adım geri çekildi.

Bedeni sıraya çarptı. Dengesini kaybedip sıra ile birlikte yere devrildi.

Yüzü bembeyaz olmuştu; korkuyla doluydu. Kolları ve bacakları titriyor, gücü çekilmiş gibiydi. Yerde telaşla kalkmaya çalıştı ama tekrar yuvarlandı.

“Ne oluyor?!” Bir anda herkesin yüreği ağzına geldi, kaşlar çatıldı.

Merakla alevlenen sayısız bakış kapıya yöneldi.

Dışarıdaki biri kapıyı yavaşça itti.

Akademi klan büyüğü bile farkında olmadan konuşmayı kesti.

İlk görünen, kapıya dayanmış bir eldi.

Bir gencin sol eli.

Kana bulanmış bir sol el.

Kanlı bir el!

Bu eli gören kız öğrencilerin bir kısmı ağızlarını kapattı; bastıramadıkları bir çığlık çıktı.

Kapı yavaşça tamamen açıldı.

Parlak güneş ışığı içeri doldu; göz kamaştırıcıydı, herkes istemsizce gözlerini kıstı.

Bembeyaz güneş ışığı arka plan olmuştu. Önlerinde beliren koyu siluet, ince yapılı bir genci çiziyordu.

Nedenini bilmeden akademi klan büyüğünün kalbine birden son derece kötü bir his çöktü.

“Fang Yuan!” Kim olduğu bilinmeyen biri şok içinde bağırdı.

Herkesin gözleri de ışığa alıştı ve gelen kişiyi net biçimde gördüler.

Fang Yuan baştan aşağı kana bulanmıştı. Başını dik tutarak kapıda duruyor, sanki çetin bir savaştan yeni çıkmış görünüyordu.

Kapıyı iten sol elini yavaşça çekti. Sağ eliyle ise bir adamın saçlarından tutmuş, onu yerde sürüklüyordu.

Adamın sol kolu omuz kökünden kopmuştu. Hiç kıpırdamıyor, çoktan bayılmıştı. Sol omzundaki yaradan kan fokur fokur akmasına rağmen hiçbir tepki vermiyordu.

“Bu, Fang Yuan'ı almaya giden muhafızlardan biri!” Bir öğrenci adamı tanıdı.

“Bu da ne böyle?!” Bir başkası deliye dönecek gibiydi.

“Yine birini öldürdü! Bu kez muhafızı öldürdü!” Biri Fang Yuan'ı işaret edip dehşetle bağırdı. Sanki ne kadar yüksek bağırırsa içindeki paniği ve korkuyu o kadar boşaltabilecekti.

Akademi bir anda karmakarışık oldu.

Birçok öğrenci o anda disiplini unuttu, şokla yerlerinden ayağa kalktı. Gözleri korku ve telaşla dolu halde kapıdaki Fang Yuan'a kilitlendi.

Onların hayalinde Fang Yuan iki muhafızın arasında, sağından solundan tutulmuş hâlde getirilecekti.

Oysa karşılarındaki gerçek şuydu: Fang Yuan kana bulanmış, yüzü buz gibi, kapıya dayanan kötü bir ruh gibiydi. Muhafızlardan biri ortada yoktu, diğeri hareketsizdi. Kan, bedeninden ağır ağır akıp kapının önünde kısa sürede kıpkırmızı bir gölcük oluşturdu.

Keskin kan kokusu bir anda bütün akademiye yayıldı.

Akademi klan büyüğü bile donakaldı. Böyle bir manzara görmeyi hiç beklememişti!

Şaşkınlığının ardından öfkesi kabardı.

Bu iki muhafız dış soyadlı savaşçılardı; ölseler de akademi klan büyüğünün umurunda olmazdı.

Ama asıl mesele kimlikleriydi. Onlar akademinin muhafızlarıydı; akademinin otoritesini, onun akademi klan büyüğü olarak itibarını temsil ediyorlardı.

Fang Yuan'ın cüreti gerçekten göklere çıkmıştı. Gao Wan'ı öldürmesi bir yana, şimdi akademinin muhafızlarını bile öldürmeye cesaret ediyordu!

Hayır, bu sadece cüret değildi. Bu düpedüz meydan okumaydı; klan akademisinin otoritesine açık bir meydan okuma!

Akademi klan büyüğünün saçları öfkeden diken diken oldu. Fang Yuan'ı işaret edip haykırdı: “Fang Yuan! Bu ne demek?! Bana her şeyi açıkça izah edeceksin ve umarım seni bağışlamam için bir gerekçen vardır. Yoksa sırf akademi muhafızlarını keyfince öldürmen yüzünden zindana atılır, klan yasasının hükmünü beklersin!”

Bütün öğrenciler dehşetten çıt çıkaramıyordu.

Pencere kafesleri bile titriyor, akademi klan büyüğünün kükremesi salonun tamamında yankılanıyordu.

Yalnızca Fang Yuan'ın yüzü sakindi. Gözleri her zamanki gibi derin ve karanlıktı; en ufak bir dalgalanma okunmuyordu.

Etrafına bir kez baktı. Fang Yuan sağ elini bıraktı; pat diye bir sesle muhafızın başı yerdeki kan gölüne düştü. Kan damlaları sıçrayıp Fang Yuan'ın paçasına bulaştı.

Akademi klan büyüğüne ellerini birleştirerek selam verdi. Sessiz salonun içinde sakin sesi duyuldu: “Akademi klan büyüğü efendim, bu öğrencinin gerçekten arz etmesi gereken bir mesele var.”

“Konuş.” Akademi klan büyüğü ellerini arkasında birleştirdi, başını kaldırıp Fang Yuan'a buz gibi gözlerle baktı.

İçinden de alaycı biçimde güldü. “Fang Yuan, hata üstüne hata yaptın, her seferinde daha da ileri gittin. Bakalım bunu nasıl açıklayacaksın!”

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum yazmak için giriş yap.

Giriş yap