Reverend Insanity

Bölüm 50 · Fang Yuan'ın Kontrolden Çıkmasından Endişe Etmeye Gerek Yok

Kaynak eser
Reverend Insanity
Özgün yazar
Gu Zhen Ren
Çevirmen
MHBD Çeviri

Derin bir çift göz dövüş alanını uzaktan izliyordu.

Akademi büyüğü üçüncü kattaki pencerenin önünde duruyor, dövüş alanında olan her şeyi görüyordu.

Kaşlarını derinlemesine çattı.

Fang Yuan'ın kendi isteğiyle alandan çıktığı anda o da şaşırmadan edememişti. Fang Yuan'ın böyle davranacağını hiç beklemiyordu.

“Bu çocuk gerçekten kaypak. Akademi kurallarına son derece hâkim, normalde de hiç hata yapmıyor. Derste sık sık uyusa bile soru sorulduğunda her şeyi eksiksiz cevaplıyor; kusur bulmak mümkün değil. Onu kıskıvrak yakalayıp havasını söndürmek gerçekten zor.”

Akademi büyüğünün içinde Fang Yuan'a karşı belli belirsiz bir tiksinti doğdu.

Bir öğretmen olarak elbette itaatkâr, uslu ve zeki öğrencileri severdi. Kurallara uymayan, yaramazlık çıkaran kötü çocuklardan hoşlanmazdı.

Ama akademi büyüğü yıllardır akademiyi yönetiyor, son derece tecrübeli sayılıyordu. Sayısız öğrenci görmüştü. İçlerinde son derece uslu, ne denirse yapanlar da vardı; bütün gün başına buyruk bela çıkarıp sürekli kuralları çiğneyenler de.

Kalbini çoktan durgun su gibi tutmayı öğrenmiş, herkese eşit davranır olmuştu. Üstelik “Öğretmen örnek olmalı; eğitimde ayrım yapılmaz” sözünü masasının sağ köşesine kazıyıp kendine düstur edinmişti.

Daha önce hiçbir öğrenciye karşı böyle bir tiksinti duymamıştı.

İçindeki bu duyguyu fark edince akademi büyüğü de biraz şaşırdı.

Önceki yıllarda en yaramaz öğrenciye bile hoşgörü gösterebiliyordu; nasıl olmuştu da Fang Yuan karşısında bu olağan sakinliğini kaybetmişti?

Duygusunu dikkatle inceleyip bir süre düşündükten sonra sonunda sebebi buldu.

Fang Yuan denen çocuğun kemiklerine işlemiş bir kibir vardı!

Sanki en temelinden öğretmenleri hiç gözünde büyütmüyordu. Az önce yakın dövüş eğitmeninin sözünü dinlememekle kalmamış, herkesin önünde ona karşı çıkmıştı.

Aslında öğretmene açıkça karşı çıkmak önceki sınıflarda da sık görülen bir şeydi. Ama o çocuklar her zaman yoğun duygular içindeydi: isyan, öfke, dikbaşlılık ve benzeri.

Akademi büyüğü bunu çok iyi biliyordu. Bir genç ne kadar heyecanlanırsa kalbinin derininde o kadar korku vardır.

Ama Fang Yuan öyle değildi.

Kalbinde zerre kadar korku yoktu; akademinin numaralarını çoktan görmüş gibiydi.

Yüzü tamamen soğuktu. Alandan çıktıktan sonra bile ifadesinde en ufak değişiklik olmamıştı. Sanki son derece önemsiz bir iş yapmıştı.

Evet, öğretmene karşı gelmeyi önemsiz bir mesele olarak görüyordu!

Kısacası—

Korkmuyordu.

Akademi büyüğünü rahatsız eden, içinde tiksinti uyandıran şey tam da buydu!

Akademi büyüğü Fang Yuan'dan on kat daha asi, on kat daha yaramaz bir gence tahammül edebilirdi. Çünkü o öğrenciler korkmayı bilir, yoğun duygularının esiri olurlardı.

Korktukları ve dürtüsel davrandıkları sürece yönlendirilmeleri kolaydı, kontrolden çıkmazlardı.

Ama Fang Yuan farklıydı.

Sakin, ifadesizdi; öğretmenleri gözünde büyütmüyordu.

Korkmuyordu!

Klana karşı saygı ve korku geliştirmeyen biri yetiştirilse bile klan için nasıl kullanılabilirdi?

“Böyle biri ortaya çıktığı anda bastırılmalı, mutlaka bastırılmalı! Yoksa varlığı diğer öğrencilerin kalbine isyan tohumu eker. Zaman geçtikçe diğerlerine de bulaşır, onlar da öğretmenlerden korkmamaya başlar. O zaman akademi öğrencileri nasıl yönetecek?”

Akademi büyüğü gözlerini kısıp zihninde kesin kararını verdi.

Ama çok geçmeden yüzünde yeniden bir sıkıntı ifadesi belirdi.

Fang Yuan nasıl bastırılacaktı?

Fang Yuan hiçbir hata yapmıyordu; üzerinde kullanılabilecek tek bir açık bile yoktu.

Kaypaklığı akademi büyüğünde nereden başlayacağını bilememe hissi yaratıyordu. Akademi kurallarının her maddesini böylesine iyi bilen bir öğrenciyle hiç karşılaşmamıştı.

Akademi büyüğü olarak her zaman adil ve tarafsız görünürdü. Bir sokak serserisi gibi bilerek Fang Yuan denen gence bahane üretip bulaşamazdı.

Bütün umudunu yakın dövüş eğitmenine bağlamıştı ama şimdi ondan son derece hayal kırıklığına uğramıştı.

“Görünüşe göre Fang Yuan'ın havasını bastırmak için diğer öğrencilerin birinci kademe orta aşamaya ilk ulaşmasını beklemekten başka çare yok.”

Bir Gu ustasının ilerlemesinde en büyük etken yatkınlıktı.

Akademi büyüğü zengin tecrübesine dayanarak çoktan tahmin etmişti: birinci kademe orta aşamaya ilk ulaşma konusunda gerçekten umut taşıyan yalnızca Gu Yue Fang Zheng, Chi Cheng ve Mo Bei'ydi.

Biri A sınıfı, diğer ikisi B sınıfı yatkınlığa sahipti. Arkalarında büyüklerinin desteği vardı, ilksel öz taşından yana sıkıntı çekmiyorlardı. Üçünden herhangi biri bu sınıfta birinci kademe orta aşamaya ilk ulaşan kişi olabilirdi.

“Gu Yue Fang Zheng, Chi Cheng ve Mo Bei; bu üçü bu sınıfın gerçek umut tohumları.” Akademi büyüğü dövüş alanına bakıp iç çekti.

Tecrübeli gözleriyle çoktan fark etmişti: öğrenciler alanda gelişigüzel duruyor gibi görünse de aslında belli belirsiz üç çembere ayrılmışlardı.

Bir çemberin içinde Gu Yue Chi Cheng omzunu tutuyor, çevresinde bir grup yaşıtı onu sarıyordu.

İkinci çemberin merkezinde Gu Yue Fang Zheng vardı. Klan lideri soyundan gelen gençler bu A sınıfı dâhiye belli belirsiz yanaşmıştı.

Üçüncü çemberin merkezindeyse Gu Yue Mo Bei bulunuyordu. İç yarası çoktan tedavi edilmişti; hâlâ yüzü solgun biçimde orada duruyor, sınıf arkadaşları çevresinde hâl hatır soruyordu.

“Onların rekabet etmesine izin vermenin anlamı da bu.” Üç çembere bakarken akademi büyüğü memnuniyetle gülümsedi.

Öğrencilerin mücadele etmesine izin vermek yalnızca savaşma bilinçlerini geliştirmek için değildi; daha önemlisi geleceğin liderlerini erkenden seçmekti.

Önceki yıllarda küçük grupların oluşması için genellikle yılın ikinci yarısına kadar beklemek gerekirdi. Fakat bu sınıfta Fang Yuan'ın aniden ortaya çıkıp zorla haraç toplaması çatışmayı çok daha erken başlatmıştı.

Fang Yuan karşısında açıkça direnmeye ve meydan okumaya devam edenler yalnızca Fang Zheng, Mo Bei ve Chi Cheng olmuştu.

Zaman geçip alışkanlığa dönüştükçe diğer gençler de doğal olarak bu üçünü lider görmeye başlamıştı.

Bir kaza olmazsa bu üç çember gelecekte klanın üst kademesinin küçük bir yansımasına dönüşecekti.

“Fakat bu çemberler henüz sağlam değil. İnsanlar gruplar arasında gidip geliyor. Üçü orta aşamaya ilk ulaştığında sınıf başkanı ve başkan yardımcısı görevleri verilecek; yetki ve statüleri ayrışacak. O zaman çemberler ilk kez gerçekten sağlamlaşır.” Akademi büyüğü içinden düşündü.

Elbette bu üç çemberin hiçbirine girmeyen biri de vardı.

Yalnızca bir kişi: Fang Yuan.

Güçlü olana yanaşmak insanın doğasıydı. Aslında Fang Yuan herkesten haraç alıp bütün öğrencileri karşısına dikmiş olsa da ona yanaşmak isteyen gençler yok değildi.

Ama Fang Yuan hepsini reddetmişti. Onun için yalnızca işe yarayanlar piyon olmaya değerdi; bu yaşıtların kullanım değeri fazla düşüktü.

Bu da akademi büyüğünün Fang Yuan'dan hoşlanmamasının bir başka sebebiydi. Fang Yuan fazlasıyla yalnızdı, topluluğa karışmıyordu. Böyle bir kişiyi klanın kontrol etmesi, diğer gençleri kontrol etmesi kadar kolay değildi.

Akademi büyüğünün bakışları bir kez daha alandaki Fang Yuan'a döndü.

Fang Yuan tek başına bir yerde durmuş, ellerini arkasında birleştirmişti. Göz kapakları hafifçe inikti; sahnedeki gençler ödül uğruna hararetle dövüşürken yüzünde hiçbir dalgalanma yoktu.

Çevresinde boşluk vardı; hiçbir genç onun yanında durmak istemiyordu.

Açıkça görülüyordu ki o da bu insanların yanında durmasını istemiyordu.

Tek başına dikilmişti; yalnızlık onu sarıyordu.

Topluluğun dışında kalıyordu.

“Fakat fazla endişelenmeye gerek yok. Fang Yuan hâlâ genç, yavaş yavaş terbiye edilebilir.” Akademi büyüğünün gözlerinde keskin bir ışık parladı, içinden hesap yaptı.

“Sonraki adım sınıf başkanı ve başkan yardımcısı atamak. Bir yıl sonra gruplara ayrılacaklar; grup başkanları ve başkan yardımcıları olacak. Her eğitim yılında Küçük Kırmızı Çiçek Ödülü, Mavi Fular Ödülü, Beş İyi Öğrenci Ödülü gibi türlü şerefler ve ödüller var. Yetişim için kaynağa ihtiyacı olacak; bu görevler ve ödüller uğruna er ya da geç yarışmak zorunda kalacak. Zaman geçtikçe insanlarla iç içe oldukça aile bağı, dostluk ve aşk gibi bağlar da oluşacak. Onun klanın kontrolünden çıkacağından endişelenmeye gerek yok.”

Yıllar geçtikçe akademi büyüğü de bazı şeyleri giderek daha iyi anlamıştı.

Klanın yeni bir üyesi doğduğu anda aile ona düşünceler aşılamaya başlardı.

Önce klanı her şeyden üstün tutma değerini yerleştirirdi. Sonra ahlakı öğretir, aile bağının, dostluğun ve aşkın güzelliğini ve önemini kavratırdı.

Ardından onur duygusu aşılanırdı. Büyüme sürecinde de onu çekmek için maddi ödüller kullanılmaya devam ederdi. Klanın oluşturduğu makam ve yetkilerle en sadık üyeler seçilip kendi tarafına alınırdı.

Sınıf başkanı ve başkan yardımcısı gibi görevler küçücük görünse de biri bunlardan birine geçtiği anda klanın düzenine dâhil olmuş sayılırdı.

Bu düzenin içinde insan çevresinden sürekli etkilenirdi. Bir yanda yetkinin sağladığı yararlar ve tatlılık, diğer yanda sistemin dışına çıkmanın zararları dururdu. Bir elde havuç, bir elde sopa; kim bundan tamamen sıyrılabilirdi?

En asi, en yalnız insan bile adım adım klanın bir üyesine dönüştürülürdü. Sadakati yoksa sadakat yetiştirilirdi. Aile bağı, dostluk ve aşk yoksa onlar da zamanla örülürdü.

İşte düzenin kudreti buydu.

Kuralların gücü buydu.

Klanın hayatta kalma yolu buydu!

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum yazmak için giriş yap.

Giriş yap