Bölüm 1.674 · O, Gu Yue Fang Yuan'dır
- Kaynak eser
- Reverend Insanity
- Özgün yazar
- Gu Zhen Ren
- Çevirmen
- MHBD Çeviri
Fang Yuan'ın beş yüz yıl önceki geçmiş yaşamı.
Deniz Tanrısı Festivali.
Saf mı?
Soğuk Gelgit Klanı Lideri'nin uzun nutku karşısında Fang Yuan sessizliğe gömüldü.
Ama bu sessizlik uzun sürmedi. Hemen ardından hafifçe güldü ve gizlice ses iletti: “Söylediklerini bilmediğimi mi sanıyorsun? Beni dünyadan habersiz bir genç mi görüyorsun? Hayır. Bu oyunların hepsini biliyorum, hepsini anlıyorum. Gerçeklerin farkındayım ve onları kabul ediyorum.”
Fang Yuan, Qing Mao Dağı'ndan ayrılmaya zorlanmış, Güney Sınırı'nı dolaşmış, ardından Batı Çölü'ne gitmiş ve sonra Doğu Denizi'ne gelmişti. Ölümün eşiğinde debelenmiş, bir iki ilksel öz taşı için dert çekmişti. Güçlülerin önünde ve savrulup duran hayat karşısında belini büküp boyun eğdiği olmuştu; ama bir zamanlar ana koltukta oturup çayını yudumlarken astlarının raporlarını rahatça dinlediği de olmuştu.
Aşağılanmıştı, ihtişam yaşamıştı; yücelmişti, sıradanlaşmıştı.
Dünya'daki yaşamını da bu dünyaya geçtikten sonraki maceralarını da hesaba katınca, ufku doğuştan sıradan insanların çok üzerindeydi. Yaşadıkları da başlı başına bir kitap dolduracak kadar zengin ve olağanüstüydü.
Böyle biri, dünyanın hâlini nasıl bilmezdi?
Soğuk Gelgit Klanı Lideri neredeyse çileden çıktı, hemen karşılık verdi: “Madem bunların gerçek olduğunu biliyorsun, o hâlde şu an tehlikeye atıldığını da anlamalısın! Bu bizim Deniz İnsanlarının kendi iç siyasi mücadelesi. Sen bir insan Gu ustasısın, üstelik gücün de çok yüksek değil. Neden buna bulaşıyorsun? Xie Han Mo'dan mı hoşlanıyorsun? İş bittiğinde sana ondan daha güzel, daha fazla Deniz İnsanı kadın göndereceğime söz verebilirim! Samimiyetimden kuşkulanma; Deniz Tanrısı üzerine yemin edebilirim!”
“Bir Deniz İnsanının Deniz Tanrısı üzerine yemin etmesindeki samimiyetten elbette kuşku duyulmaz. Ama…” Fang Yuan'ın sözü yavaşça başka bir yöne döndü. “Bu gerçeği kabul etmem, onu sevdiğim anlamına gelmiyor. Xie Han Mo'dan hoşlandığımı mı sanıyorsun? Hayır, hayır. Yalnızca ona yardım etmek istiyorum. Neden bu kadar risk alıp ona yardım ediyorum? Çünkü benim bir ilkem var: İyiliğin karşılığını veririm, düşmanlığın hesabını görürüm.”
“Ömür Gu kullandım. Sandığından çok daha uzun yaşadım. Eskiden sonsuza dek yaşamayı istiyordum ama şimdi yavaş yavaş bu düşünceden sıkılmaya başladım. Hayat gittikçe daha sıkıcı oluyor. Bazen yolun sonu önemli değildir; önemli olan yolda yürümek ve yürürken nasıl bir ruh hâlinde olduğundur.”
Soğuk Gelgit Klanı Lideri bu sözleri duyunca gözlerini hafifçe açtı. Fang Yuan'ın böyle bir yaşam biçimini anlamakta zorlanıyordu. “Yani Azize makamı önemli değil, asıl önemli olan Azize'ye yardım ederken yaşadığın süreç mi?”
“Doğru, ama bundan fazlası var. Bahsettiğin karanlık siyaset de, bana vaat ettiğin güzel Deniz İnsanı kadınlar da önemli değil. Bunları bilsem de hiçbirini umursamıyorum. Belki böyle söylersem biraz anlarsın: Yeterince uzun yaşadım, maskeyle yaşamaktan bıktım. Ölüm beni hiç korkutmuyor. Şimdi… yalnızca gerçek yüzümle yaşamak, hedeflerime de en çok istediğim şekilde ulaşmak istiyorum. Ancak böyle yaşarsam hayatın coşkusunu ve yaşama arzusunu hissedebiliyorum!”
Soğuk Gelgit Klanı Lideri ağzı açık kaldı. Sonunda biraz anlamış gibi bağırdı: “Demek delinin tekisin! Bunca şey söyleyip durdun ama aslında yeterince uzun yaşamışsın, hayattan bıkmışsın ve ölümü arıyorsun! Gu ölümsüzü olsan neyse; sen yalnızca üçüncü kademe bir Gu ustasısın ama sırf kendi isteğine göre yaşamak istiyorsun? Bu gündüz düşü!”
Fang Yuan güldü. “Gu ölümsüzü olunca insanın kendi istediği gibi yaşayabileceğini mi sanıyorsun? Maske takmadan yaşayabileceğini? İnsanların olduğu her yerde çıkar ve mücadele vardır. Hayatta kalmak ile yaşamak iki ayrı şeydir. Nasıl yaşamak istediğin gücüne ya da yetişim seviyene bağlı değildir; aslında yalnızca kendi yüreğine bağlıdır.”
Biraz durakladıktan sonra Fang Yuan devam etti: “Aslında güçsüz olmak da oldukça eğlencelidir. Gerçek yüzünle yaşadığında, düşük güç seni daha fazla gerçek güçlük ve sınamayla karşı karşıya bırakır. Bu zorlukları aşıp sınamalara göğüs gerdikçe hayatın her köşesi heyecanla dolar.”
Soğuk Gelgit Klanı Lideri olduğu yerde taş kesildi, gözleri fal taşı gibi açıldı. Artık tek kelime söyleyemiyordu!
Bakışları kat kat kalabalığı aşıp Fang Yuan'a ulaştı ve dudaklarının kenarındaki hafif gülümsemeyi gördü. Birden içine bir ürperti çöktü: Bu adamın düşünceleri öylesine tuhaf ve inatçı, sıradan geleneklerden öylesine uzaktı ki içinde kendi kendini yok etmeye dönük bir eğilim taşıyordu. Yoksa şeytani yola mı sapmıştı?
Kurallara göre oynamaması bir yana, daha korkuncu kurallara göre düşünmemesiydi. Düşünme biçimi sıradan insanlardan bütünüyle farklıydı; fazlasıyla aykırıydı!
Bu bir şeytandı!
“Gerçek bir şeytan!” Soğuk Gelgit Klanı Lideri'nin içi ürperdi. Fang Yuan'ın özünün bu olduğuna inanıyordu. Fang Yuan gelişigüzel şekilde çok sayıda insan öldürmemiş olsa bile, hatta şu anda iyiliğin karşılığını veriyor olsa bile!
Aynı anda Soğuk Gelgit Klanı Lideri derin bir çaresizlik hissetti.
Fang Yuan dünyadan habersiz genç biri olsaydı, lider gerçek niyetini gizler, deneyimli bir büyük gibi davranıp ona yol gösterebilir, onu eğitebilir, toplumun karmaşıklığını ve bazı karanlık gerçeklerini öğretebilirdi.
Ama Fang Yuan her şeyi biliyordu; neredeyse her şeyin gayet iyi farkındaydı. En çaresiz bırakan nokta ise düşüncelerinin başkalarından tamamen farklı olmasıydı!
“Fazla kendi bildiğini okuyor, fazla inatçı. Üstelik yalnızca üçüncü kademede! Nasıl cesaret ediyor? Akıl almaz, akıl almaz! O bir deli, bir çılgın! Aşırı kibirli; hayatı ve ölümü bile küçümsüyor!! Evet… Ölümden bile korkmayan birinin yapmaya cesaret edemeyeceği ne kalır? Dünyadaki bütün servet, güzellik, güç ve mevki bile onun kendi isteğini tatmin eden küçücük bir şey kadar değerli değildir belki! Onu baştan çıkaracak daha ne sunabilirim?”
Soğuk Gelgit Klanı Lideri gerçekten delirmek üzereydi.
Düşündükçe daha iyi anlıyor, anladıkça Fang Yuan'ın hiçbir şeyden korkmadığını ve hiçbir ayartmayı kabul etmediğini daha iyi görüyordu. Belki bir gün ayartılabilirdi ama bu ancak kendisi ayartılmak istediği için olurdu; o zaman da bu, yüreğinin derinliklerindeki gerçek isteğin bir parçası olurdu.
Bu dünyada yaşamak kolay değildi!
Deniz İnsanları için de öyleydi.
Soğuk Gelgit Klanı Lideri'nin makamına bakıp aldanmamak gerekirdi; onun hayatı çok daha zordu.
Başının üzerinde Deniz İnsanı Kutsal Şehri'nin kıdemliler konseyi vardı. Altında sayısız ast bulunuyordu; bazıları birbirine entrika kuruyor, bazıları onun makamına göz dikiyordu. Bir sürü çocuğu vardı, hepsi beslenmek istiyordu; çok sayıda eşi ve cariyesi vardı, aralarındaki çelişkiler hiç bitmiyordu. Bütün bunları denetlemek, çözmek ve düzenlemek zorundaydı.
Yolsuzluk yapıyordu; bunda yanlış olan neydi?
Yanlış değildi!
Yolsuzluk neydi ki?
Yolsuzluk yalnızca daha fazla çıkar elde etmekti; bu çıkarlar da önceden pay almış diğer insanların kendilerini haksızlığa uğramış hissetmesine yol açıyordu.
Bir pasta düşün. Başta paylaşım şöyleydi: sana bir dilim, bana bir dilim. Şimdi ben gizlice ikinci bir dilim daha alıyorum. Sen görünce kıskanıyorsun ve diyorsun ki, “Eski paylaşım anlaşmasını bozdun, neden bu kadar fazlasını alıyorsun?”
İşte yolsuzluk buydu.
Azize'yi destekleyen Büyük Kıdemli'nin tarafının yolsuzluk yapmadığını mı sanıyorsun?
Az ya da çok, elbette onlar da yapıyordu. Büyük Kıdemli'nin kendisi yapmasa, onun altındaki onca kişi ne olacaktı? Çocukları ne olacaktı? Yalnızca onlarınki Soğuk Gelgit Klanı Lideri'ninki kadar ağır değildi.
Hatta diyelim ki Büyük Kıdemli'nin bütün tarafı, yukarıdan aşağıya hiçbir şekilde yolsuzluk yapmıyordu. Yine de onlar üst tabakaydı; pastayı yiyenlerdi, başkalarını sömürenlerdi.
Bu özde herkes sömürücüydü. Aralarında ne fark vardı?
Hepsi aynı kumaştandı!
Dolayısıyla Soğuk Gelgit Klanı Lideri hiçbir zaman yolsuzluk yapmasının yanlış olduğunu düşünmemişti. Yalnızca daha fazla servet, güzellik ve güç elde etmek istiyordu.
Yolsuzluğu büyüdükçe, zamanla eski paylaşım düzeninin ötesine geçti. Ama durmak istemiyordu; yüreğindeki açgözlülük de durmasına izin vermiyordu.
“Hayır, buna açgözlülük denmemeli. Buna ideal denmeli!” Soğuk Gelgit Klanı Lideri kaç kez kendi içinde böyle haykırmıştı.
Şaka olmayan bir şaka vardı—
Bir baba oğluna sordu: Büyüyünce idealin ne?
Oğlu cevap verdi: Para ve güzel kadınlar.
Babası oğluna bir tokat attı!
Oğlu yeniden cevap verdi: Kariyer ve aşk.
Babası gülümseyerek başını salladı!
Öyleyse kariyer ve aşk idealse, para ve güzel kadınlar ya da erkekler de idealdi.
Dolayısıyla Soğuk Gelgit Klanı Lideri kendini sonuna kadar haklı görüyordu. Servetin, kadınların, iktidarın, makamın ve şöhretin peşinden koşmasında ne yanlış vardı?
Sence bayağı mıydı?
Bunların hepsi idealdi!
Kimin hayatı böyle ideallerle dolu değildi ki?!
Soğuk Gelgit Klanı Lideri bu tür idealleri iliklerine kadar seviyordu; çünkü bu idealler onu kamçılıyor, aynı zamanda başkalarını da baştan çıkararak herkesin kendi idealleri uğruna emek vermesini ve fedakârlık yapmasını sağlıyor, sonunda da Soğuk Gelgit Klanı Lideri'ni tamamlıyordu!
Yolsuzluk yapıyordu; bunda yanlış olan neydi? Bunların hepsi idealdi!
İdealler gerçekleştirilmeliydi ve uğruna çaba göstermek gerekirdi.
Soğuk Gelgit Klanı Lideri ilk kez yolsuzluk yaptığında, günün birinde böyle bir an geleceğini, başkalarının muhalefetiyle ve geri tepmesiyle karşılaşacağını anlamıştı.
Ama ne olmuştu?
Bu olması gereken şeydi, kaçınılmazdı; ideali gerçekleştirme yolunda mutlaka yaşanması gereken zorluk ve acılardı!
Bu zorlukları aşıp acılara dayanabildiği sürece Soğuk Gelgit Klanı Lideri idealine ulaşabilirdi.
Şu anda da bir dizi siyasi yöntem, kapalı kapılar ardında manipülasyon, dolaylı baskı, asker yığarak gözdağı verme ve benzeri araçlarla idealini gerçekleştirebilirdi.
Uzun süredir yüksek mevkide olan Soğuk Gelgit Klanı Lideri bu konuda oldukça kendine güveniyordu. Gerçekten de güvenmek için sermayesi vardı; Fang Yuan birden ortaya çıkmasaydı, Xie Han Mo'yu çoktan saf dışı bırakmış ve kendi adamını Azize tahtına oturtmuş olacaktı.
Bunu başardıktan sonra Büyük Kıdemli'yi yenmiş ve yolsuzlukla elde ettiği kazanımları korumuş olacaktı.
Daha sonra Azize kuklasını kullanarak birkaç politika yayımlar, bunları da “bütün Deniz İnsanlarının iyiliği ve Kutsal Şehir'in geleceği” diye süslerdi. Kara parasını aklar, yolsuzluğunu yasallaştırırdı.
O zaman kim ona yolsuz diyebilirdi?!
Ama Soğuk Gelgit Klanı Lideri tam başarıya ulaşacakken hesabı bozulmuş, bütünüyle yenilmişti.
Çünkü karşısına Fang Yuan çıkmıştı.
Fang Yuan denen adamın “idealleri” yoktu!
Hayır, böyle demek de doğru değildi. Soğuk Gelgit Klanı Lideri onun da serveti, güzelliği, gücü, makamı ve şöhreti sevdiğine inanıyordu. Ama Fang Yuan'ın daha çok sevdiği şey kendi isteğine göre yaşamaktı! İşte onun ideali buydu.
Böyle yüce görünen bir ideal istemenin ne anlamı var?
Senin böyle bir idealin, bizim gibi insanların ezici çoğunluğunu bayağı ve sıradan göstermiyor mu?
Ölümü arıyorsun resmen!
Soğuk Gelgit Klanı Lideri Fang Yuan'dan nefretle dişlerini gıcırdatıyordu. Bu nefretin altında, yüreğinin en gizli yerindeki belli belirsiz bir korku bulunduğu için kini daha da şiddetleniyordu.
Fang Yuan'ın derisini yüzüp sinirlerini sökmek, onun hemen gebermesini istiyordu!
Ama şimdi bunu yapamazdı. Deniz Tanrısı Festivali devam ediyordu.
Son şarkı.
Xie Han Mo ile Fang Yuan birlikte sahneye çıktı.
Fang Yuan eşlik etmeye başladı, hemen ardından Xie Han Mo'nun şarkısı yayıldı.
…
Engin deniz güler, iki kıyıda dalgalar coşar
Dalgalara kapılıp yükselir düşerim, yalnız bugünü anarım
Mavi gök güler, dünyada akımlar kaynaşır
Kimin yenilip kimin kazandığını yalnız gök bilir
…
Hayatın iniş çıkışları dalgalar gibidir; yükselişi de vardır, düşüşü de. Başarıyla başarısızlığı, zaferle yenilgiyi neden hep yürekte taşımalıydı insan?
Rahat ve romantik bir ruh hâli dinleyenleri bir anda büyüledi.
…
Dağlar ve ırmaklar güler, sisli yağmur uzakta
Dalgalar dünyevi tozu yıkar; faniliğin kaç hâlini silip götürür
Serin rüzgâr güler, sonunda yalnızlığı uyandırır
Yiğit gönülden geriye bir yakalık akşam ışığı kalır
…
Görkemli, özgür ve dizginlenmez bir ruh; dünyevi hayattaki bütün “idealler” dalgalar tarafından silinip gidecekti. Hayatın kendisi bile sonunda sona erecekti. Ne önemi vardı?
Asil insan dış şeylerin kölesi olmaz; dünyanın ötesinde durur, kazançla kaybı unutur.
Kader değişkendi. Öyleyse neden yaradılışını izleyip maskeyi atarak gerçek benliğini aramasındı insan?
Benim kendi yiğit ruhum var, kendi yalnızlığım var. Hayatın gün batımında bile bana ait bir ihtişamım vardır.
Herkes büyülenmişti.
Soğuk Gelgit Klanı Lideri'nin yüzü bembeyaz olmuş, bedeni titremeye başlamıştı. Bu savaşı kesinlikle kaybettiğini biliyordu!
…
Engin deniz güler, iki kıyıda dalgalar coşar
Dalgalara kapılıp yükselir düşerim, yalnız bugünü anarım
Mavi gök güler, dünyada akımlar kaynaşır
Kimin yenilip kimin kazandığını yalnız gök bilir
Dağlar ve ırmaklar güler, sisli yağmur uzakta
Dalgalar dünyevi tozu yıkar; faniliğin kaç hâlini silip götürür
Canlılar güler, artık yalnızlık kalmaz
Yiğit gönül hâlâ delicesine güler
…
Ben dünyevi tozun içinde yuvarlanır, çamura bulanırım; bazen dünyadan el çeker, bazen onun içine karışırım. Kendi hayatımı yaşar, kendi isteğime göre yaşarım. Dalgalar beni ne kadar yukarı aşağı savurursa savursun, kaç kez doğup ölürsem öleyim, asla haksızlığa uğramış gibi sızlanmam; ne korkuya ne kaygıya teslim olurum. Bütün bu tatları tadar, yine de delicesine gülmeye devam ederim.
Benim gerçek yaradılışım vardır.
Ben Hakiki İnsanım!
Sahnede Fang Yuan gözlerini kapamış, Gu'larını tüm gücüyle kullanıyordu; çalgının sesi uzun ve akıcıydı.
Soğuk Gelgit Klanı Lideri ona donuk bir yüzle bakıyor, ağzından sürekli aynı kelimeler dökülüyordu: “Şeytan… şeytan…”
Xie Han Mo da şarkının büyüsüne kapılmıştı. Fang Yuan'a baktı; güzel gözlerinde olağanüstü bir anlamın ışığı vardı. İçinden dalgın dalgın düşündü: “Böylesine özgür, böylesine başına buyruk bir hayat… Benim özlediğim de bu değil mi? Fang Yuan böyle bir şarkı yaratabildiğine göre gerçekten ölümsüzlere özgü bir ruha sahip!”
Bu yaşam.
Ejderha Balinası Gök Mağarası, Deniz İnsanı Kutsal Şehri.
Deniz Tanrısı Festivali.
Xia Lin sahneye çıktı, üçüncü şarkı.
Engin deniz bir kahkaha atar, iki kıyıda dalgalar coşar. Dalgalara kapılıp yükselir düşerim, yalnız bugünü anarım.
Mavi gök güler, dünyada akımlar kaynaşır. Kimin kazandığını kimin kaybettiğini gök bilir…
Bütün alan sarsılmıştı; Su Yi'nin yüzü kül gibi olmuştu. Sonuç artık apaçıktı.
Xia Lin şarkıya bütünüyle kapılmıştı.
Üstat Chu'nun görüntüsü o anda zihninde sonsuzca yükseldi; gökyüzü yağmurdan sonra açılmış gibi berrak ve yüce, sisler arasında süzülen bir ölümsüz kadar erişilmezdi.
Tanıdık melodi Fang Yuan'ın kulağında yeniden yankılandı. Gerçekle hatıra o anda zihninde birbirine karıştı.
Bir zamanlar sahnede durmuş, eşlik ederken gözlerini kapatıp gülümsemişti.
Şimdiyse sahnenin altında durmuş seyrediyor, gözlerinde derin bir ışık taşıyordu.
Yüzlerce yıllık hayatın iniş çıkışları, zamanın muazzam gücü onu değiştirmişti; ama sanki hiç değiştirmemişti de.
O hep Gu Yue Fang Yuan'dı.