Bölüm 155 · Öfkeden Kan Kustu
- Kaynak eser
- Reverend Insanity
- Özgün yazar
- Gu Zhen Ren
- Çevirmen
- MHBD Çeviri
Gu Yue Mo Chen’in içi ağırdı.
Aslında Fang Yuan’ı kendi tarafına çekmek istemiş, fakat yatkınlığı yüzünden vazgeçmişti.
Şimdi eski rakibi Gu Yue Chi Lian çoktan Fang Yuan’la bağlantı kurmuştu. Hatta çeşitli işaretler, Chi Lian’ın bir yıldan fazla zaman önce Fang Yuan’a yatırım yapmaya başladığını gösteriyordu.
Şimdi bu yatırım karşılığını vermiş, Chi koluna yeni bir klan büyüğü katılmıştı. Mo Chen’in içi nasıl ağır olmasındı?
Fakat ağırlığın yanında bir de şüphe vardı.
Gu Yue Chi Lian onun yıllardır süren baş rakibiydi. Gençliklerinden beri birbirleriyle yarışıp çekişmişlerdi; onu öyle iyi tanıyordu ki neredeyse iç çamaşırının rengini bile bilecek durumdaydı.
Normalde Gu Yue Chi Lian şimdiye kadar gururla böbürlenmeye başlamış, Mo Chen’e küçümseyici ve zafer dolu bakışlar atmış olurdu. Ama şu anda yüzü kapkaraydı, sanki bir şey kaybetmiş gibiydi.
Bu çok tuhaftı!
Onunla Fang Yuan arasında tam olarak ne olmuştu? Nasıl bir anlaşmaya varmışlardı?
Gu Yue Mo Chen ne kadar düşünse de çözemedi.
“Bu Fang Yuan gerçekten gözü kara! Beni tehdit etmeye cüret etti!” Gu Yue Chi Lian’ın içi şaşkınlık, öfke ve kuşkuyla doluydu.
Dün gece Fang Yuan gizlice onu bulmuş, “Gu Yue Chi Cheng’in yatkınlığının sahte gösterilmesi” meselesini yüzüne karşı kullanarak tehdit etmişti.
Gökler!
Bu büyük sırrı yalnızca Gu Yue Chi Lian ile torunu Chi Cheng biliyordu. Fang Yuan gibi dışarıdan biri bunu nasıl öğrenebilmişti?!
Gu Yue Chi Cheng aslında yalnızca C sınıfı yatkınlığa sahipti. Fakat bütün Chi kolunun çıkarları için Chi Lian risk alıp hile yapmak, dışarıya B sınıfı yatkınlık görüntüsü vermek zorunda kalmıştı.
Bu iş açığa çıkarsa Chi kolunun göreceği darbe emsalsiz olurdu. Chi kolunun lideri güvenilirliğini kaybeder, bizzat hile yaptığı ortaya çıkardı; itibarı yerle bir olurdu. Daha önemlisi, Chi kolunun vârisi yalnızca C sınıfı yatkınlığa sahipse bu kolun siyasi geleceği neredeyse kalmazdı. Böyle bir güce kim aptalca bağlanırdı?
Fang Yuan bu sırrı elinde tuttuğu anda bütün Chi kolunun zayıf noktasını kavramış oldu.
Fang Yuan tarafından tehdit edildiğinde Gu Yue Chi Lian neredeyse dayanamayarak doğrudan saldırıp onu öldürmeyi ve ağzını sonsuza dek kapatmayı düşünmüştü!
Ama kendini zorla tuttu. Çünkü bu sırrı başka kimin bildiğini, Fang Yuan’ın kimlere anlattığını ya da bir yerde mektup gibi kanıtlar bırakıp bırakmadığını bilmiyordu.
“Önce onu yatıştır, durumu iyice öğren, sonra ortadan kaldır! Bu belayı yaşatamam!” O anda düşüncesi buydu.
Fakat hemen ardından Fang Yuan üçüncü kademe yetişim seviyesini gösterdi.
Chi Lian şaşkınlığın ortasında planını uzlaşmaya çevirmek zorunda kaldı.
Üçüncü kademe demek klan büyüğü demekti. Bir klan büyüğünü öldürmenin ağırlığı, hile yapma meselesinden aşağı kalmazdı.
Üstelik üçüncü kademe bir Gu ustasını kısa sürede alt etmek kolay değildi; olay büyürse daha da kötü olurdu.
Fang Yuan’la açık çatışmaya girmek Chi koluna hiçbir fayda sağlamayacak, aksine çok büyük risk yaratacaktı.
“Fang Yuan zayıf noktamızı yakaladı ama bir sırrı birlikte bilmek de bir tür bağ sayılır.” Sonunda Chi Lian kendisini ancak böyle sahte bir teselliyle avutabilmişti. Fang Yuan’ın tehdidi o kadar beklenmedikti ki onun elinde kaç koz bulunduğunu bilmiyor, mecburen dişini sıkıp kabul ediyordu.
Şimdi ise Fang Yuan hiç çekinmeden onu öne sürüyor, kendi üzerine gelecek ateşi Chi Lian’a yönlendiriyordu. Bu, Gu Yue Chi Lian’ı resmen ateşin üzerine oturtmaktı!
Ama Gu Yue Chi Lian her şeyi bildiği hâlde ne yapabilirdi ki?
Tam o sırada Fang Yuan’ın ağır ağır konuştuğu duyuldu: “Gu Yue Yao Ji, kalbinde dengesizlik olduğunu biliyorum. Evet, B sınıfı yatkınlığa sahip torunun öldü; cesedi bile kalmadı. Yao kolunun artık vârisi yok. Buna karşılık benim gibi C sınıfı yatkınlığa sahip bir çocuk üçüncü kademeye yükseldi. Buna öfkeleniyor, rahatsız oluyor ve hıncını benden çıkarıyorsun. Bunu anlayabilirim.”
“Ne dedin sen?!” Gu Yue Yao Ji gözlerini öfkeyle açtı. “Küçük velet, sana söylüyorum, Gu Yue Yao Le ölmedi!”
Fang Yuan kahkaha attı ve umursamazca omuz silkti. “Ölüp ölmemesinin benimle ne ilgisi var? Yao Ji, bunu bu kadar vurgulamana gerek yok.”
“Ama!” diye aniden sesini değiştirdi. “Sen Gu Yue Yao Ji, torununu aramak için insan topladın, büyük miktarda insan gücü ve kaynak harcadın. Bunun benimle, burada oturan bütün klan büyükleriyle ve klan lideriyle ilgisi var. Gu Yue Yao Ji, İlaç Salonu’nu yönetmen sana duyulan güvenin sonucuydu. Peki sen ne yaptın? İlaç Salonu’nun tedavi Gu ustalarını kendi torununu aramaya gönderdin. Yaralı ve sakat Gu ustalarını, kendi klan üyelerimizi bir kenara bıraktın. Kendi çıkarını fazlasıyla öne koydun! Yao Le’nin kaybı gerçekten klanın zararıydı ama sen bu zararı daha da büyüttün. İlaç Salonu’nun klan büyüğü olmaya hiç layık değilsin!!”
Fang Yuan’ın her cümlesi kalbe saplanıyor, Yao Ji’nin en hassas yaralarını bir bir açıyordu.
Ama söyledikleri gerçekten de mantıklıydı.
Fang Yuan’ın sözlerini dinlerken birçok klan büyüğü farkında olmadan kaşlarını çattı.
Hangi ailenin yaralı Gu ustası yoktu ki? Gu Yue Yao Ji’nin yaptığı gerçekten aşırıya kaçmıştı. Tedavi Gu ustalarını keyfî biçimde çekip kendi işlerini yapmaları gereken yerde torununu aramaya göndermişti.
“Sen... sen!” Gu Yue Yao Ji öfkeden titriyordu. Parmağıyla Fang Yuan’ı işaret etti ama bir süre tek kelime çıkaramadı. Gözlerinden ateş fışkıracak gibiydi; şu anda Fang Yuan’ı kendi elleriyle boğmak istiyordu.
Fang Yuan’ın bakışları buz gibiydi. Korkusuzca ona bakıyordu.
Onun silahını ona karşı kullanıyordu. Az önce Gu Yue Yao Ji adalet ve klan çıkarlarını ağzına alarak bütün klan büyüklerinin Fang Yuan’ın ani yükselişindeki sırra duyduğu merakı kışkırtmış, genel eğilimi kendi lehine çevirmişti. Fang Yuan da aynısını yapıyordu. Her sözü mantığa dayanıyor, klan kurallarının en yüksek noktasında duruyor ve diğer klan büyüklerinin kendi çıkarlarını korumak için onu desteklemesine yol açıyordu.
Klan büyükleri için düzenin kurallarını korumak, kendi çıkarlarını korumaktı.
Gu Yue Yao Ji’nin son günlerdeki davranışları gerçekten de onların çıkarlarını zedelemişti!
“Bu Fang Yuan... piç! Gerçekten piç!” Gu Yue Yao Ji öfkeden titrerken Gu Yue Chi Lian’ın da neredeyse yedi deliğinden duman çıkacaktı.
Fang Yuan, Gu Yue Yao Ji’yi böylesine ağır biçimde karşısına almıştı. Yao Ji’nin nefreti yalnız Fang Yuan’a değil, sözde onun arkasındaki Chi koluna da yönelecekti.
Oysa gerçekte Chi kolu tamamen masumdu!
Gu Yue Chi Lian aptal mıydı? En geniş bağlantı ağına ve en yüksek kıdeme sahip Gu Yue Yao Ji’yi durup dururken neden karşısına alsındı?
Gu Yue Chi Lian istemsizce omuzlarını içine çekti ve içinden dua etti: diğer klan büyükleri dikkatlerini lütfen bana çevirmesin; Fang Yuan ne yapıyorsa kendi kararı, Chi koluyla hiçbir ilgisi yok!
Ama Fang Yuan’ın bir sonraki cümlesi onun bütün hayalini paramparça etti.
Birden dönüp klan lideri Gu Yue Bo’ya rapor verdi: “Klan lideri, Gu Yue Yao Ji’nin İlaç Salonu’nu yönetmeye devam edecek yeteneğe sahip olup olmadığından ciddi biçimde şüphe ediyorum. İlaç Salonu klan büyüğü görevinden geçici olarak alınmasını ve yeniden değerlendirilmesini teklif ediyorum. Klanın her tedavi Gu ustası son derece değerlidir. Onların böyle israf edilmesine izin veremeyiz. Aksi hâlde zarar görenler, klan için başını ortaya koyup kan döken ve cesurca savaşan sayısız Gu ustası olacaktır!”
Bir an durdu, ardından ekledi: “Bu önerime Chi Lian büyüğü de son derece katılıyor.”
“Ne?!” Gu Yue Yao Ji’nin gözbebekleri bir anda küçüldü, yüzü değişti.
“Ne?!” Klan büyükleri şaşkına döndü. Gu Yue Chi Lian’ın bu kadar açık tavır alması, onun Yao Ji’den zaten uzun zamandır hoşnutsuz olduğu ve elindeki büyük çıkarlara göz diktiği anlamına mı geliyordu?
“Ne?!” Olayın bizzat içine çekilen Gu Yue Chi Lian neredeyse koltuğundan fırlayacaktı.
Öfkelenmemesi mümkün müydü?
Fang Yuan yüzünden neredeyse deliriyordu!
Bu Fang Yuan, Gu Yue Yao Ji’yi kendi başına düşman edinmekle kalmamış, bir de Gu Yue Chi Lian’ı suya çekmişti.
Onun Yao koluna karşı siyasi tutumu aslında yakınlaşma ve iş birliğiydi. Şimdi yıllardır gösterdiği çabanın tamamı Fang Yuan’ın tek cümlesiyle mahvolmuştu!
Fang Yuan onu apaçık biçimde suçluyor, iftira ediyor, başkasının sözünü onun ağzına yerleştiriyordu. Hem de bunu doğrudan mağdurun önünde yapıyordu!
Ama Gu Yue Chi Lian, Chi kolunun görkemli lideri, Fang Yuan adlı bu herifin eline zayıf noktasını kaptırdığı için buna karşı elinden hiçbir şey gelmiyordu!!
“Öyle mi? Chi Lian büyüğü, sen de bu görüşte misin?” Gu Yue Bo’nun gözleri hafifçe parladı ve sordu.
Gu Yue Chi Lian dişlerini sıkarak ağır ağır ayağa kalktı.
Boynunu sertçe tutuyor, Fang Yuan’a tek bakış bile atmıyordu; öfkesini kontrol edememekten korkuyordu.
İş bu noktaya geldikten sonra Fang Yuan’a karşı yapabileceği bir şey yoktu. Yalnızca dişini sıkıp kabul edebilirdi.
“Yao Ji’nin görevden alınması yalnızca Fang Yuan’ın kişisel önerisidir. Kurt dalgası sürerken ani görev değişikliği uygun olmaz. Fakat ben de Yao Ji büyüğünün kişisel duyguları nedeniyle tedavi Gu ustalarının gücünü aşırı derecede taraflı kullandığını düşünüyorum. Bu güç doğru yerde kullanılsaydı klanın kayıpları çok daha az olurdu.”
Bu sözleri söylerken sanki kalbi kanıyordu.
Fang Yuan’ın söylediklerini tamamen desteklemesi mümkün değildi; kendi çıkarları vardı. Bu sözlerle Fang Yuan ile Yao Ji arasında olabildiğince bir denge bulmaya çalışmıştı.
Ama yine de sözleri biter bitmez bir “puf” sesi duyuldu.
Başını çevirince Gu Yue Yao Ji’nin öfkenin kalbine hücum etmesiyle bir ağız dolusu kan kustuğunu ve başını geriye atarak yere yığıldığını gördü.
Bitti!
“Yao Ji’yi tamamen karşımıza aldık!” O anda Gu Yue Chi Lian kendisini buz çukuruna düşmüş gibi hissetti; kalbi buz kesmişti.
“Yao Ji büyüğü!”
“Birisi gelsin, hemen baksın!”
“Bayılmış, sorun yok. Yao Ji büyüğü üç gün üç gecedir bir an bile dinlenmedi; bedeni ve zihni tükenmiş. İyi bir dinlenmeye ihtiyacı var.”
Salon bir süre karıştı, sonra yeniden sakinleşti.
Gu Yue Yao Ji sedyeyle götürüldü.
Zaten yaşlıydı, günlerdir kendini tüketmişti. Üstüne Fang Yuan ile Chi Lian’ın ortak baskısı ve yarasına tuz basılması eklenince bayılması şaşırtıcı değildi.
“Yao Ji büyüğü yıllardır İlaç Salonu’nu yönetiyor, çok yoruldu. Dinlenmesi aslında onun iyiliğine. Şimdi baygınken İlaç Salonu başsız kalamaz. Fang Yuan’ın görevi devralmasını öneriyorum,” dedi Gu Yue Chi Lian birden.
Yaşlı adam koltuğunun önünde duruyor, Gu Yue Yao Ji’nin çıkarılışını izlerken gözlerinden soğuk bir ışık geçiyordu.
Madem onu karşısına almıştı, işi sonuna kadar götürecekti. Hata yapılmışsa hatayı avantajına çevirmek gerekirdi! Yao kolunun karşı saldırısını önlemek için onları tamamen bastırmak daha iyiydi. İşte yüksek makam sahibi, tecrübeli bir siyasetçinin kararlılığı böyleydi!
Salon kısa süreli sessizliğe gömüldü.
Yao Le’nin ölümü ve Yao Ji’nin düşüşü, Yao kolunun gerilemesinin artık kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu. Siyasetin acımasızlığı bazen kurt dalgasından bile daha merhametsizdi.
Fang Yuan da sessiz kaldı.
Kendisini İlaç Salonu klan büyüğü yapmak mı? Heh, Gu Yue Chi Lian bunu yalnızca siyasi bir hamle olarak ortaya atmıştı.
Yeni yükselmiş genç bir klan büyüğüne böylesine önemli bir görev vermek için diğer klan büyükleriyle klan liderinin akıllarını kaybetmiş olması gerekirdi.
Gu Yue Chi Lian’ın bunu özellikle söylemesinin elbette daha derin bir amacı vardı.
Nitekim bir sonraki anda Gu Yue Bo konuştu: “İlaç Salonu görevini şimdilik Chi Zhong büyüğü vekâleten üstlensin. Fang Yuan’ın yetişim seviyesi gerçek; gerçekten üçüncü kademeye ulaştı. Klan kurallarına göre burada klan büyüğü makamına yükseltilmesini onaylıyorum. Haberi bütün köye duyurun ve herkes kutlasın.”
Bunu söyledikten sonra Gu Yue Bo ayağa kalkıp cübbesinin kolunu savurarak çıktı.
“Tebrikler, tebrikler...” Klan lideri ayrılınca klan büyükleri Fang Yuan’ın önüne gelerek ellerini birleştirdi. Hepsinin yüzünde gülümseme vardı.
Fang Yuan da ellerini birleştirerek gülümsemeyle karşılık verdi.