Bölüm 79 · Kıştaki Gül (1)
- Kaynak eser
- Coiling Dragon
- Özgün yazar
- I Eat Tomatoes
- Çevirmen
- MHBD Çeviri
O gün akşamüstü Lin Lei, Ye Lu ve diğer iki kardeşi bir otelden çıktılar. Her zamanki plana göre sıradaki durak Berrak Su Cenneti olmalıydı.
“Ye Lu abi, siz üçünüz önce gidin. Ben biraz dolaşacağım.” Otelden çıkar çıkmaz Lin Lei böyle söyledi.
Ye Lu, Lei Nuo ve Qiao Zhi şaşkınlıkla Lin Lei'ye baktılar.
“Berrak Su Cenneti'nin havasını pek sevmiyorum. Siz önce gidin, iki üç saat sonra yanınıza gelirim.” Lin Lei açıklama yaparken omzunda duran Bei Bei iki kez “cik cik” diye öttü ve ruhsal iletimle, “Patron, Ai Li Si'nin evine gideceksin, değil mi?” dedi.
Bei Bei hep Lin Lei'nin yanındaydı; onun başından geçenleri doğal olarak biliyordu.
Bei Bei ne kadar hiç büyümüyormuş gibi görünse de zekâsı sıradan bir insan gencinden geri kalmıyordu.
“Seni küçük şeytan.” Lin Lei Bei Bei'ye hoşnutsuz bir bakış attı.
“Peki, Üçüncü. Sen biraz dolaş. Ama çok uzun sürmesin, biz her zamanki yerde bekleriz.” Ye Lu gülümseyerek konuştu. Ardından Lin Lei üç yakın kardeşinden ayrılıp Gan Mo Caddesi yönüne gitti.
Gan Mo Caddesi'nde insan pek kalabalık değildi, bu yüzden daha sessizdi. Yolun iki yanında bazı meyhanelerle lokantalar vardı; müşterilerin çoğu çevrede oturan insanlardı.
Ai Li Si'nin evinin yakınına geldiğinde Lin Lei uzaktan iki katlı evin balkonuna baktı.
Balkon yine bomboştu.
Lin Lei kendisiyle alay edercesine gülümsedi. Aslında içinde çok küçük bir umut vardı sadece. Ardından yan taraftaki meyhaneye girdi ve pencere kenarında bir masa seçti. Pencereden Ai Li Si'nin evinin balkonunu rahatlıkla görebiliyordu.
“Bir şişe Zümrüt Yeşili, iki kadeh getir.” Lin Lei hafif bir içki sipariş etti.
“Elbette efendim.”
Garson Lin Lei'nin neden iki kadeh istediğini merak ettiyse de soru sormadı.
“Bei Bei, yavaş iç.” Lin Lei, Bei Bei için de bir kadeh doldurup kenara koydu. Bei Bei hemen masaya atladı ve Lin Lei'yi taklit eder gibi küçük yudumlarla içmeye başladı.
Lin Lei kadehini elinde tutup uzaktaki balkona bakarak ağır ağır içiyordu.
Bir insanla bir Büyülü Canavar böylece ağır ağır içtiler. Yaklaşık iki saatte üç şişeyi bitirdikten sonra Lin Lei hesabı ödedi, Bei Bei'yi alıp meyhaneden ayrıldı.
“Patron, çok hayal kırıklığına uğradın mı?” Bei Bei, Lin Lei'nin omzunda durup ruhsal iletimle sordu.
Lin Lei elini uzatıp Bei Bei'nin küçük başını okşadı ve gülerek azarladı: “Sen de ne çok konuşuyorsun.” Sonra Fen Lai Şehri'nin sokaklarında ağır ağır yürüdü; bir yandan Berrak Su Cenneti'ne gidiyor, bir yandan gecenin manzarasını seyrediyordu.
Ertesi gün, yani 30 Eylül'de, dört kardeş Fen Lai Şehri'nden ayrılıp En Si Te Akademisi'ne döndüler. Ne var ki hemen ertesi günün akşamında Ai Li Si, Ka Lan ve diğerleri Fen Lai Şehri'ne geldiler.
Bu kadar kötü denk gelmesinin nedeni, En Si Te Akademisi ile Wei Lin Büyü Akademisi'nin tatil günlerinin farklı olmasıydı.
En Si Te Akademisi'nde her ayın 29'u ve 30'u tatildi. Wei Lin Büyü Akademisi ile Wei Lin Savaşçı Akademisi'ndeyse her ayın 1'i ve 2'si tatildi. Ai Li Si 30 Eylül akşamı erkenden eve dönmüştü.
Ne yazık ki...
Ai Li Si balkonda iki eliyle çenesini destekleyip sokaktan gelip geçen insanları izledi. Uzaktaki bazı siluetler Lin Lei'ye benzediğinde bir an heyecanlanıyor, fakat yaklaştıklarında hayal kırıklığına uğruyordu.
2 Ekim öğleden sonra Ai Li Si çaresizce büyü akademisine dönmek zorunda kaldı.
……
29 Ekim'de Lin Lei üç taş heykeli daha Pu Lu Ke Si Galerisi'ne götürdü. Akşam olduğunda yine Gan Mo Caddesi'ndeki o meyhaneye geldi, yine pencere kenarındaki masayı seçti ve yine Zümrüt Yeşili sipariş etti. Lin Lei ile Bei Bei ağır ağır içmeye başladılar.
“Patron, bu sefer de hayal kırıklığına uğrayacaksın galiba.” Bei Bei kara boncuk gibi gözleriyle Lin Lei'ye baktı ve ruhsal iletimle konuştu.
“Olursam olurum. Demek ki kaderimiz kesişmiyor.” Lin Lei elindeki yarım kadehi başına dikip tek seferde bitirdi. O zamana kadar Lin Lei ile Bei Bei iki şişe Zümrüt Yeşili içmişti ama balkonda hâlâ Lin Lei'nin beklediği siluet görünmemişti.
Tam o sırada garson da yanlarına geldi.
“Bir şişe daha Züm...” Lin Lei sözünün yarısında aniden sustu. Gözleri bir anda parladı ve Ai Li Si'nin iki katlı evinin balkonuna kilitlendi. Balkonda beyazlar içinde bir genç kız belirmişti.
“Hesap.” Lin Lei bir anda ayağa kalktı.
Yeni şişeyi almak üzere olan garson afalladı, fakat kısa sürede toparlandı. Hesabı ödedikten sonra Lin Lei doğrudan dışarı çıktı. Bei Bei de masadan bir sıçrayışta omzuna kondu.
Saat gece sekize yaklaşıyordu. Gan Mo Caddesi biraz karanlıktı; ana yollardan biri olmadığı için geceleri insan da az olurdu.
“Ai Li Si.” Lin Lei bundan emindi.
“Vay be patron, sonunda o güzel kızı gördün! Haha, mutlusun, değil mi? Heyecanlısın, değil mi? Kalbin küt küt atıyor, değil mi?” Bei Bei bir yandan durmadan takılıyordu.
Lin Lei onu duymazdan gelip son derece çevik hareketlerle Ai Li Si'nin evinin avlu duvarına koştu. İki eliyle destek alıp kara bir gölge gibi duvarı aştı ve doğrudan balkona indi.
Ai Li Si tam o sırada Lin Lei'nin avlu duvarı yönünden sıçrayıp geldiğini gördü.
“Lin Lei abi.” Ai Li Si onu bir anda tanıdı. Kalbi hızla çarpmaya başladı, yüzü de hafifçe kızardı. İçten içe bir yandan da seviniyordu.
Geçen sefer Lin Lei'yi bekleyip göremeyince Wei Lin Büyü Akademisi'ne döndükten sonra En Si Te Akademisi'nin tatil günlerini öğrenmişti. Bu yüzden bu kez dersleri asıp iki gün önceden eve gelmişti.
“Lin Lei abi, ne tesadüf!” Ai Li Si gülümseyerek konuştu.
Lin Lei bir an durakladı. “Ai Li Si, gerçekten büyük tesadüf.”
Ai Li Si gülmeden edemedi. Sonra birden kendine gelip Lin Lei'yi çekti. “Çabuk otur, kapıcı görmesin.” Lin Lei de oturdu. İkisi balkon duvarının arkasına saklanıp alçak sesle konuşmaya başladılar.
De Lin Ke Wo Te de yanlarında belirdi.
“Lin Lei, Lin Lei.”
“De Lin dede, ne oldu?” Lin Lei biraz hoşnutsuzdu.
De Lin Ke Wo Te kahkaha attı. “Evlat, bu kızla havadan sudan konuşup durmayı bırak. Biraz yakınlaş, biraz atılgan ol. Gerçekten aptalsın. Ai Li Si'nin hâline bakılırsa onun da sana gönlü var.”
“Acele yok, acele yok.” Lin Lei ölüm kalım karşısında pek ürkmezdi ama şimdi özgüveni biraz eksilmişti.
“Gerçekten aptal.” De Lin Ke Wo Te sinirlenmişti.
Lin Lei onu görmezden gelip Ai Li Si'yle sohbet etmeye devam etti.
De Lin Ke Wo Te ikisine baktı, sonunda çaresizce bir ışık huzmesine dönüşüp Sarmal Ejderha Yüzüğü'ne geri döndü. Lin Lei, Ai Li Si'yle konuşurken zamanın nasıl geçtiğini hiç fark etmiyordu.
“Lin Lei abi, sen bu kadar yetenekliyken En Si Te Akademisi'nde peşinden koşan bir sürü kız vardır kesin.” Ai Li Si bunu gelişigüzel soruyormuş gibi yaptı ama kalbi hızlanmıştı.
“Eh, idare eder.” Lin Lei, Ai Li Si'yle konuşurken düşünmeden cevap vermişti.
“Aptal!” De Lin Ke Wo Te'nin sesi Lin Lei'nin zihninde yankılandı.