Coiling Dragon

Bölüm 41 · Öğrenim Hayatı (II)

Kaynak eser
Coiling Dragon
Özgün yazar
I Eat Tomatoes
Çevirmen
MHBD Çeviri

İkinci seviye büyücü olmasının üzerinden de neredeyse bir ay geçmişti.

Rüzgâr bölümü birinci sınıf dersliğinde.

Lin Lei, toprak bölümü derslerine ayda ancak bir kez uğrarken rüzgâr bölümündeki hiçbir dersi kaçırmıyordu. Bugün de her zamanki yerine oturdu.

“Lin Lei, gelmişsin.” Lin Lei daha yeni oturmuştu ki son derece sevimli bir kız yanına oturdu.

Lin Lei kıza bakıp gülümseyerek, “Di Li Ya, epey erken gelmişsin. Dersin başlamasına daha çok var,” dedi. Güzel bir kızla yan yana oturmak gerçekten de hoş bir şeydi; Lin Lei’nin buna itiraz edecek hâli yoktu.

Üstelik Di Li Ya sıradan biri değildi.

Ağabeyi Di Ke Xi, şu anda tüm En Si Te Akademisi’nin en büyük dâhisiydi; yüz yılda bir görülen büyü dehası olarak anılıyordu. O da Lin Lei gibi iki elementli bir büyücüydü, element uyumu üstün seviyedeydi. Zihinsel Gücü ise yaşıtlarının tam 68 katıydı; gerçek bir süper dâhiydi.

Di Ke Xi’nin küçük kız kardeşi olan Di Li Ya da ondan pek geri kalmıyordu.

“Senin erken geldiğini biliyordum da ondan.” Di Li Ya gülerken gözlerini kısacık çizgilere dönüştürdü.

İkisi sohbet ederken zaman hızla geçti. Daha farkına bile varmadan ders başlamıştı. Öğretmen Te Lei kürsüde büyük bir coşkuyla anlatıyor, Lin Lei de aşağıda dikkatle dinliyordu. Di Li Ya ise ara sıra Lin Lei’ye gizlice bakıyordu.

“Pekâlâ, bugünkü ders burada bitti. Ama dağılmadan önce size söylemem gereken bir şey var.” Öğretmen Te Lei gülümsedi.

Öğrenciler hemen alçak sesle konuşmaya başladılar.

“Eski öğrenciler bunu bilir. En Si Te Akademisi’nin bir geleneği vardır: Her yılın son bir iki ayında ‘yıl turnuvası’ düzenlenir. Bu turnuva, her sene bütün akademinin en hareketli zamanıdır. Turnuvada başarılı olmak, mezuniyet sırasında seçkin öğrenci seçilmenizi de kolaylaştırır. Mezun olduğunuzda Dört Büyük İmparatorluğun sizi büyük bir hevesle davet edeceğini tahmin edebilirsiniz.” Öğretmen Te Lei gülümsüyordu.

Aşağıdaki öğrenciler bir anda heyecanlandılar.

En Si Te Akademisi dâhilerle doluydu. Dâhilerin de kötü bir huyu vardı: Başkasının üstünlüğünü kolay kolay kabul etmezlerdi!

Bu yüzden her yıl düzenlenen turnuva, dâhilerin adlarını duyurabilecekleri bir fırsata dönüşmüştü. Öğrencilerin yüzde doksanından fazlası turnuvayı takip eder, biraz gücü olanların hemen hepsi yarışmaya katılırdı.

“Biz rüzgâr bölümünden de elbette katılanlar olacak. Kaydolmak isteyen bana gelsin.” Öğretmen Te Lei gülümserken bakışları Lin Lei’ye kaydı.

“Öğretmenim, ben katılmak istiyorum.” Aşağıdan birçok öğrenci heyecanla kaydolmaya başladı.

“Güzel.” Te Lei hemen kâğıtla tüy kalemi çıkarıp isimleri yazmaya koyuldu. Ancak ondan fazla öğrenciyi kaydettikten sonra Lin Lei ile Di Li Ya’nın hâlâ sohbet ettiğini ve kaydolmak için hiç niyetlenmediğini fark etti.

Te Lei aşağı indi.

Lin Lei başını kaldırıp ona baktı ve hemen saygıyla, “Öğretmen Te Lei,” diye selam verdi. Yanındaki Di Li Ya da saygıyla selamladı.

Öğretmen Te Lei gülümseyerek başını salladı. “Lin Lei, bu yıl turnuvası çok iyi bir deneyim fırsatı. Birinci sınıftaki seçkin öğrencilerin neredeyse hepsinin katılacağına eminim. Sen neden kaydolmuyorsun? Böyle bir fırsat kolay kolay ele geçmez.”

“İlgilenmiyorum,” dedi Lin Lei doğrudan.

Öğretmen Te Lei bir an donup kaldı.

“Lin Lei, bilmiyor olabilirsin; turnuvayı kazananlara bazı ödüller de veriliyor.” Öğretmen Te Lei bu kez onu ödülle cezbetmeye çalıştı.

“Ödül mü?” Lin Lei’nin paraya gerçekten ihtiyacı vardı.

Ailesinin ekonomik durumu pek iyi değildi. Kendi başına biraz para kazanabilirse şu yıl turnuvasına katılmasının da büyük bir sakıncası olmazdı.

“Evet. Sıradan öğrencilerin normal yurtlarda, yani bizimki gibi tek kapılı müstakil avlulu evlerde kaldığını biliyorsundur. Her yıl turnuvasında ilk üçe girenlerse bir yıl boyunca iki katlı küçük apartmanlarda kalma hakkı kazanır. Bu bir statü göstergesidir, üstelik apartmanlar çok daha rahattır.” Öğretmen Te Lei anlatmayı sürdürdü.

Lin Lei meseleyi anladı.

Yurt bölgesinde iki katlı küçük apartmanlardan pek fazla yoktu. Çoğunda yedinci, sekizinci seviye gibi güçlü büyücüler kalıyordu. Demek ki altı sınıfın her birinde ilk üçe girenler de buralarda bir yıl oturma hakkı kazanıyordu.

Konaklama şartları mı?

Lin Lei bunu hiç umursamıyordu.

“Katılmayacağım,” dedi yine.

Öğretmen Te Lei biraz telaşlandı. Aslında Te Lei’nin kendisi de altıncı sınıf öğrencisiydi. Öğrencilerinden birini ilk üçe sokabilirse hem ödül alacak hem de büyük itibar kazanacaktı. Gençler yüzlerini kurtarmaya pek düşkündü.

Öğretmen Te Lei, Lin Lei’ye yaklaşıp alçak sesle, “Lin Lei, gücünün ortaya çıkmasından mı çekiniyorsun? İkinci seviye büyücü olduğunu biliyorum,” dedi.

Lin Lei bunu duyunca şaşkınlıkla başını kaldırıp öğretmenine baktı.

Te Lei onun gücünü nereden biliyordu? Birinin gerçek gücünü yalnız dış görünüşünden anlamak son derece zordu.

Öğretmen Te Lei, Lin Lei’nin ifadesini görünce tam isabet ettirdiğini sandı ve gülümseyerek, “Lin Lei, gücün varsa saklama. Yarışmaya katılmayıp özellikle gizlemeye kalkarsan sırrını ben açıklarım, haberin olsun,” dedi.

“Nasıl isterseniz. Ben yine de katılmayacağım.”

Lin Lei hiç aldırmadan ayağa kalktı, ardından saygıyla eğildi. “Hoşça kalın, öğretmenim.”

Sonra Öğretmen Te Lei’nin şaşkın bakışlarını umursamadan dönüp gitti.

“Hey, şu çocuğa bak.” Öğretmen Te Lei kendine gelince gülmeden edemedi. Yan tarafta Di Li Ya da ağzını kapatmış kıkırdıyordu.

…

Rüzgâr bölümü dersi bittiğinde saat akşam altıyı geçmiş, hava neredeyse kararmıştı. Lin Lei yurduna doğru koştu. 1987 numaralı yurttaki dört kardeşin arası çok iyiydi ve akşam yemeklerini genellikle birlikte yerlerdi.

“Lin Lei, döndün mü?” 1986 numaralı yurttan kıvırcık saçlı bir çocuk sıcak bir şekilde ona seslendi.

“Ha Li, akşam yemeğini yedin mi?” Lin Lei de gülümseyerek karşılık verdi.

Lin Lei’nin çevredeki birkaç avluda kalan öğrencilerle arası oldukça iyiydi. Ha Li gülerek başını salladı. “Tabii ki yedim. Sizin avludaki üç kardeşin de seni bekliyor.”

“Lin Lei geldi. Hadi, yemeğe gidelim.” Ye Lu’nun sesi duyuldu.

Belli ki Ye Lu avludan Lin Lei’nin sesini duymuştu. Ye Lu, Lei Nuo ve Qiao Zhi yanlarına geldiler. Lin Lei’yle selamlaştıktan sonra dört kardeş yemekhaneye doğru yürüdü. En Si Te Akademisi’nin içinde lüks oteller de vardı ama Ye Lu, Lin Lei ile Qiao Zhi’nin telkinleri sonucunda artık büyük otellere pek gitmiyordu.

Küçük lokantanın yemekleri uygun fiyatlıydı, insan da rahat rahat karnını doyurabiliyordu.

Birkaç yemek söyledikten sonra dört kardeş yine sohbete koyuldu.

Lin Lei, akademideki çeşitli etkinlikler hakkında bildiklerinin çoğunu bu üç kardeşinden öğreniyordu. Yoksa sürekli akademinin arka dağında sıkı çalışan Lin Lei, okul içindeki haberlerden tamamen bihaber kalırdı.

“Hey, bir aydan biraz fazla zaman sonra ilk yıl bitecek. Her yılın son bir iki ayında bütün akademide yıl turnuvası yapılıyor. Her sınıftan ilk üçe girenler o iki katlı küçük apartmanlarda bir yıl oturabiliyor,” diye söze girdi Ye Lu.

“Yıl turnuvası mı?” Lin Lei güldü. Daha az önce derste bu haberi öğrenmişti.

“Haha, ben kesinlikle katılacağım.” Lei Nuo kendinden emindi.

Ye Lu dudak büktü. “Sen Ao Bu Lai En İmparatorluğu’ndan En Si Te Akademisi’ne gelirken yolda birinci seviye büyücü olmuştun. Şimdi ikinci seviyeye de yaklaşmışsındır. Hiç adil değil bu.”

Lei Nuo’nun evinden akademiye gelmesi bir yıl sürmüştü.

Yol boyunca at arabasında, kâhyasının eğitimiyle büyü çalışmış ve daha yolculuk bitmeden birinci seviye büyücü olmuştu.

Qiao Zhi ise gülerek Lin Lei’ye baktı. “Hey, Lin Lei’yi unutmayın. Lin Lei de akademiye girdiğinde birinci seviye büyücüydü. Üstelik böyle delicesine çalışıyor ve iki elementli büyücü. Bence bizim yurttaki en güçlü kişi o.”

Lin Lei sırıtıp, “Qiao Zhi, beni göklere çıkarma,” dedi.

“Lin Lei, ikinci seviye büyücü oldun mu? Doğruyu söyle.” Qiao Zhi gözlerini ona dikti.

“Nasıl bu kadar çabuk olsun? Başlangıçtan birinci seviye büyücülüğe bizim yeteneğimizle bir yılda çıkılabilir ama birinci seviyeden ikinciye geçmek en az iki yıl sürer,” dedi Lei Nuo, burnunu kırıştırarak.

“Belli olmaz. Bence Lin Lei’de de bir gizem var.” Ye Lu da ona baktı. “Lin Lei, ikinci seviye büyücü oldun mu?”

Lin Lei rahatça başını salladı.

İkinci seviye büyücü olmasında şaşılacak ne vardı? Büyü sınavına girmeden önce bile birinci seviyedeydi. Üzerinden de bir yıl geçmişti. Şimdi hâlâ ikinci seviyeye ulaşamamış olsaydı bunca sıkı çalışması boşa gitmiş demekti.

“Gerçekten mi?” Ye Lu, Lei Nuo ve Qiao Zhi’nin gözleri aynı anda büyüdü. Bunun gerçekten doğru çıkacağını beklemiyorlardı.

“Yıl turnuvasına katıl, Lin Lei. Kesinlikle katılmalısın. Git, hepsini güzelce ez de 1987 numaralı yurdun yüzünü ağart.” Ye Lu hemen heyecanlandı.

Tam o sırada garson da yemekleri getirdi.

“Yiyelim, yiyelim. Yıl turnuvasıyla hiç ilgilenmiyorum.” Lin Lei, gücü kendisinden çok daha düşük insanlarla dövüşmeye üşeniyordu. Akademideki o arena mücadeleleri ona göre gösterişten başka bir şey değildi!

Ye Lu ve diğer ikisi birbirlerine baktılar.

Lin Lei’nin ne kadar sıkı çalıştığını onlar da biliyordu. Birinci sınıfta element uyumu ve Zihinsel Gücü üstün seviyede olan dâhiler vardı ama hiçbiri Lin Lei kadar çalışkan değildi. Üstelik Lin Lei iki elementliydi… Bu yüzden içten içe onun birinci sınıftaki en güçlü öğrenci olabileceğini düşünüyorlardı.

“Katılmaman gerçekten yazık. Bu yıl turnuvasında da başkaları şov yapacak desene.” Ye Lu dudaklarını büzdü. “Benim gücüm yetmiyor da ondan. Senin gücün bende olsa çoktan gidip kendimi gösterirdim. Sonra da birkaç güzel kızın dikkatini çekerdim.”

Lin Lei gülümsedi. “Tamam, yemeğini ye de boş hayallere dalma.”

Lin Lei yıl turnuvasını gerçekten hiç umursamıyordu. Fakat akademideki öğrencilerin büyük çoğunluğu bu yarışmalara son derece hevesliydi. Yalnız öğrenciler değil, En Si Te Akademisi’ndeki bazı büyücüler de bu etkinliği yakından takip ediyordu.

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum yazmak için giriş yap.

Giriş yap