Reverend Insanity

Bölüm 55 · Ama Ben Sınıf Başkanıyım!

Kaynak eser
Reverend Insanity
Özgün yazar
Gu Zhen Ren
Çevirmen
MHBD Çeviri

Kızıl güneş yavaş yavaş batıdaki dağların ardına kayıyordu.

Işığı artık göz alıcı değildi; yumuşak ve parlaktı.

Batı göğünün tamamı kıpkırmızıya boyanmıştı. Akşam bulutları yan yana uzanıyor; sanki ödül almış bir cariye sevinçle imparatorun çevresine toplanmış, geceyi onunla geçirmek istiyordu.

Qing Mao Dağı'nın her yanı puslu bir gül rengine bürünmüştü.

Sıra sıra yükselen ayaklı ahşap evlerin üzerine de altın bir tül serilmişti.

Akademinin çevresine dikilmiş ağaçlar, hafifçe yağ sürülmüş gibi parlıyordu.

Rüzgâr usulca esiyordu. Öğrenciler az önce aldıkları ilksel öz taşı desteklerini koyunlarına doldurmuş, sınıftan çıkıyorlardı; hepsinin keyfi yerindeydi.

“Fang Yuan'ın ne düşündüğünü gerçekten anlamıyorum. Sınıf başkanlığından nasıl vazgeçer?”

“Hehehe, kafası bozuk herhâlde. Bütün gün insan öldürmeyi düşünüyor olabilir. Böyle bir deliyi boş verelim.”

“Doğrusu, o gün akademiye dalışı beni fena korkuttu. Korkunçtu. Eve dönünce bütün gece kâbus gördüm.”

Öğrenciler üçer beşer gruplar hâlinde yürüyordu.

“Başkanım, selam.”

“Hı.”

“Başkanım, selam.”

“Hı hı.”

Gu Yue Mo Bei kurumlu kurumlu yürüyordu. Yanından geçen her öğrenci ona eğilip selam veriyordu.

Yüzündeki heyecan ve sarhoşluk gizlenemiyordu.

İktidarın çekiciliği buydu.

Ufacık bir ayrıcalık bile insana kendi değerini daha çok hissettirebiliyordu.

O sırada güneş batıyor, son ışıkları kan gibi kızarıyordu. Mo Bei manzaraya bakıp neşeyle düşündü: “Bu gün batımının ne kadar güzel ve sevimli olduğunu daha önce nasıl fark etmemişim?”

“Hıh, küçücük bir sınıf başkanlığı buldu diye hemen kabardı. Ne var bunda?” Gu Yue Chi Cheng bilerek geriden yürüyordu; Gu Yue Mo Bei'ye eğilip selam vermek istemiyordu.

“Fang Yuan'ın kafasından ne geçtiğini gerçekten anlamıyorum. Güzelim başkanlığı niye istemedi? Ama iyi ki istemedi. Yoksa üçüncü sıradaki ben nasıl başkan yardımcısı olurdum?” Gu Yue Chi Cheng'in içinde hem şaşkınlık hem sevinç vardı.

“Başkan yardımcım, selam.” O sırada sıradan bir öğrenci yanından geçerken hemen eğildi.

“Hehe, sana da selam.” Gu Yue Chi Cheng başını salladı, yüzü güller açtı.

Öğrenci uzaklaşınca doğal olarak düşündü: “Başkan yardımcısı olmak fena değilmiş. Başkan olmak kim bilir ne kadar güzel olurdu. Keşke başkan yardımcısı değil de başkan olsaydım!”

Az önce bu görevi kazandığı için sevinen Chi Cheng'in gözü şimdi daha yükseğe dikilmiş, başkanlığı arzulamaya başlamıştı.

Klan düzeninde makamlar basamak basamak yükseliyor, önlerine de giderek büyüyen havuçlar gibi sallanıyordu.

“Yalnızca C sınıfı yatkınlığım olsa da her şeyin gittikçe daha iyi olacağına inanıyorum.” Gu Yue Chi Cheng geleceğe umutla bakıyordu.

Ama aynı başkan yardımcılığı makamını taşıyan Gu Yue Fang Zheng'in keyfi hiç yoktu. Yüzü son derece çirkindi.

“Ağabey, sen!” Akademi kapısında tek başına yolu kesen kişiye gözleri fal taşı gibi açılmış bakıyordu.

“Eski kural. Kişi başı bir ilksel öz taşı.” Fang Yuan kollarını bağlamış duruyor, sakin bir sesle konuşuyordu.

Fang Zheng ağzını açtı. Birkaç kez denedikten sonra ancak söyleyebildi: “Ağabey, ben başkan yardımcısıyım artık!”

“Doğru.” Fang Yuan ifadesizce başını salladı, Fang Zheng'e kayıtsızca baktı. “Başkan yardımcısı her seferinde beş taş destek alıyor. O hâlde sen üç taş ver.”

Fang Zheng gözlerini kocaman açtı; bir süre tek kelime söyleyemedi.

Bir grup genç Gu Yue Mo Bei'nin etrafını sarmış hâlde yaklaştı.

Fang Yuan'ın okul kapısını tuttuğunu gören Gu Yue Mo Bei öfkelendi ve parmağıyla onu gösterdi. “Fang Yuan! Ne büyük cesaret! Hâlâ yolumuzu kesmeye cüret ediyorsun! Ben artık sınıf başkanıyım. Sıradan bir öğrenci olarak beni gördüğünde önce eğilip selam vermelisin!”

Cevap, Fang Yuan'ın yumruğu oldu.

Gu Yue Mo Bei hazırlıksız yakalanmıştı. Yumruk yüzüne oturunca birkaç büyük adım geriledi; inanamaz bir ifadeyle bağırdı: “Bana vurdun! Bana vurmaya nasıl cüret edersin? Ben sınıf başkanıyım!”

Cevap yine Fang Yuan'ın yumruğuydu.

Güm güm güm.

Birkaç saldırı ve savunma değişiminden sonra Gu Yue Mo Bei yere serildi, bayıldı.

Çevredeki gençler ağızları açık bakakaldı. Bir süre ne yapacaklarını bilemediler.

Her şey hayal ettiklerinin tam tersiydi!

Kapıdaki muhafızlar olayın gözleri önünde gelişmesini izlerken kendi aralarında fısıldaştılar.

“Fang Yuan yeni sınıf başkanını bile yere serdi. Ne yapacağız?”

“Kendi hâline bırakacağız.”

“Ne demek?”

“Bakacağız işte. Sonra birilerini çağırıp ortalığı toplatırız.”

“Ama...”

“Hıh hıh, Fang Yuan'ın nasıl biri olduğunu bilmiyor musun? Sen de ona bulaşmak mı istiyorsun? Wang Da ile Wu Er'in sonunu düşün!”

Soruyu soran muhafızın sırtından bir ürperti geçti ve daha fazla konuşmadı.

Kapıdaki iki muhafız taş gibi dimdik durdu. Yanlarında apaçık bir soygun yaşanmasına izin verdiler; sanki ikisi de sağır ve kördü, ne duyuyor ne görüyordu.

Fang Yuan önce Gu Yue Mo Bei'yi, ardından Fang Zheng ile Chi Cheng'i halletti.

Diğer gençler ancak o zaman hiçbir şeyin değişmediğini anladılar. Fang Yuan hâlâ aynı Fang Yuan'dı ve haraç toplama da eskisi gibi devam edecekti.

“Kişi başı bir ilksel öz taşı. Başkan yardımcısı üç, başkan sekiz taş.” Fang Yuan yeni kuralı ilan etti.

Gençler iç çekerek taşlarını uslu uslu çıkardılar.

Akademi kapısından çıktıktan sonra biri aniden alnına vurup bağırdı: “Anladım! Fang Yuan'ın başkanlığı niye istemediğini şimdi çözdüm. Bizi soymaya devam etmek istiyor!”

“Doğru! Her seferinde bizden toplam elli dokuz ilksel öz taşı alıyordu, şimdi sayı altmış sekize çıktı. Başkan olsaydı en fazla on taş alacaktı.” Birçok kişi bir anda aydınlandı.

“Çok sinsi, çok kurnaz, çok acımasız!” Biri uyluğuna vurup öfkeyle söyleniyordu.

“Ah, böyle olunca sınıf başkanıyla yardımcılarının da hiçbir ayrıcalığı kalmadı. Onlar da soyuluyor ve ellerinde yine yalnızca iki ilksel öz taşı kalıyor. Tıpkı bizim gibi.”

Bu sözü kimin söylediği belli değildi ama gençler duyunca istemsizce sustular.

Güm!

Akademi klan büyüğü masaya sertçe vurdu, öfkeden köpürüyordu.

“Bu Fang Yuan haddini aştı! Ne yapmak istiyor? Hâlâ soyuyor; üstelik başkandan sekiz, başkan yardımcılarından üç ilksel öz taşı alıyor. Böyle olunca başkanla yardımcılarının sıradan öğrencilerden ne farkı kalıyor?!” Akademi klan büyüğü sesini kısmaya çalışıyordu ama kelimelerinin her biri öfkeyle doluydu.

Fang Yuan'ın sınıf başkanlığını reddetmesi, klanın düzenine girmeyi reddetmesi demekti. Ağır konuşmak gerekirse bu, klana bir tür sırt çevirişti.

Bu zaten akademi klan büyüğünü çok kızdırmıştı.

Hemen ardından Fang Yuan yine öğrencileri soymuştu. Eli giderek uzuyor, akademi klan büyüğünün kabul edebileceği sınırı aşmış bulunuyordu.

Bu haraç düzeni yüzünden sınıf başkanıyla yardımcılarının güç ve itibarı tamamen törpülenmişti.

Zaman geçtikçe sıradan öğrenciler de bu iki makama saygılarını ve ilgilerini kaybedecekti.

Fang Yuan'ın hareketi küçük görünüyordu ama anlamı büyüktü.

Tek başına klanın düzenine meydan okuyordu!

Akademi klan büyüğünün görmek istemediği şey tam olarak buydu. O, klanın yeni umutlarını yetiştiriyordu; klana sırt çevirecek insanlar değil.

Ama Fang Yuan onun sınırını aşmış olsa da akademi klan büyüğü bu işe el atamayacağını biliyordu.

Gerçekten müdahale ederse karşısına ilk olarak klan lideri çıkardı. Ardından Gu Yue Chi Lian ile Gu Yue Mo Chen de ona karşı tavır alırdı.

Klan lideri umutlarını Gu Yue Fang Zheng'e bağlamıştı; Fang Zheng sonuçta üç yıldır ortaya çıkan tek A sınıfı dâhiydi. Klan liderinin istediği, kendi ayakları üzerinde durabilen dayanıklı bir dâhiydi; korunup kollanan narin bir çiçek değil.

Chi Lian ile Mo Chen de aynı şekilde kendi torunlarının bu tür darbeler altında büyümesini istiyordu.

Akademi klan büyüğü devreye girip öğrenciler adına Fang Yuan'ı cezalandırırsa dışarıya şu söz yayılacaktı: “Mo ve Chi ailelerinin gelecekteki varisleri Fang Yuan'ı yenemedi, bu yüzden büyükleri yardıma geldi.”

Kulağa ne kadar kötü gelirdi.

Bu, Mo ve Chi ailelerinin itibarına büyük darbe vururdu.

Akademi klan büyüğü küçük bir Fang Yuan'dan elbette korkmuyordu. Fakat müdahale ederse klan liderinin, Mo kolunun ve Chi kolunun üçlü baskısını çekeceğinden endişeliydi. Bu üçü neredeyse bütün Gu Yue üst yönetimi demekti. Küçük bir klan büyüğü olarak buna nasıl dayanabilirdi?

“Bu işin kökü hâlâ Fang Yuan'ın sırrında. Orta aşamaya herkesten önce yükselmesini sağlayan şey neydi?” Akademi klan büyüğü içindeki ateşi bastırdı ve bakışlarını masanın üzerindeki üç araştırma raporuna çevirdi.

İlk rapor Fang Yuan'ın aile geçmişini ayrıntılı biçimde anlatıyordu.

Fang Yuan'ın soyu tertemizdi; kimliğinde şüpheli bir nokta yoktu, geçmişi de açıktı. Anne babası ölmüş, dayısı ile yengesi tarafından büyütülmüştü. Ancak araları iyi değildi; akademiye başladıktan sonra Fang Yuan sürekli akademi yatakhanesinde kalmıştı.

İkinci rapor Fang Yuan'ın çocukluğundan bugüne hayatını kayda geçiriyordu.

Küçük yaşta erken gelişmiş bir zekâ göstermiş, klan halkı tarafından önemsenmiş ve A sınıfı yatkınlığa sahip olabileceği düşünülmüştü. Ancak öz açıklığı uyandırma töreninden sonra C sınıfı çıktığı anlaşılmış, klan büyük hayal kırıklığı yaşamıştı.

Üçüncü rapor Fang Yuan'ın yakın zamandaki hareketlerini içeriyordu.

Günlük hayatı son derece basitti; neredeyse üç nokta arasında gidip geliyordu. Gündüz akademide derslere katılıyor, gece yatakhanede uyuyordu. Yetişim konusunda çok çalışkandı; her gece Gu ustası yetişimi yapıp öz açıklığını besliyordu. Bazen dışarı çıkıp köydeki tek hana gidiyor, daha iyi yemek yiyip şarap içiyordu.

Şaraba büyük ilgisi vardı, Qing Zhu şarabını severdi. Yatakhanedeki yatağının altında onlarca küp Qing Zhu şarabı duruyordu.

Akademi klan büyüğü üç raporu yeniden ayrıntılı biçimde okudu. Fang Yuan hakkındaki izlenimi daha canlı ve somut hâle geldi.

“Anne babası küçük yaşta öldü, dayısıyla yengesiyle de geçinemiyor... Fang Yuan'ın klana aidiyet duymamasına şaşmamalı. Klan halkı ona kendi elleriyle dâhi tacı taktı, sonra yine kendi elleriyle o tacı çekip aldı; onu gökten yere düşürdüler... Dik başlı, başına buyruk, tuhaf ve soğuk olmasına şaşmamalı. Hayatı bu kadar basit ve yetişimi bu kadar sıkı olduğuna göre içinde bir hırs var. Yenilgiyi kabul etmiyor, klan halkına başarabileceğini kanıtlamak istiyor! Demek ben onu bastırınca bu kadar sert karşılık vermesinin nedeni buydu...”

Böyle düşünürken akademi klan büyüğü hafifçe iç çekti.

Fang Yuan'ı ne kadar iyi tanırsa onu o kadar iyi anlıyordu.

Elbette anlamak bağışlamak değildi. Fang Yuan ona karşı gelmiş, otoritesini çiğnemiş, sınıf başkanlığını reddetmiş ve öğrencileri topluca soymuştu. Bunların hiçbirine tahammül edemezdi.

Elindeki raporları silkelerken kaşlarını yeniden çattı. “Bu raporlar ayrıntılı ama Fang Yuan'ın yükselme sırrıyla ilgili tek kelime yok. Kaç gün geçti, bu adamların yaptığı işe bak!”

Tak tak tak.

Tam o anda kapı çalındı.

“Gir.” Akademi klan büyüğü seslendi.

Kapı açıldı.

Gelen kişi klan lideri Gu Yue Bo'nun özel muhafızıydı. “Klan liderinin emri var. Klan büyüğü efendim, lütfen derhâl liderlik köşküne gidin. Görüşülecek önemli bir mesele var.”

“Öyle mi? Ne kadar önemli?” Akademi klan büyüğü yerinden kalktı; muhafızın sesinden ve yüzünden işin ciddiyetini anlamıştı.

“Dördüncü kademe Gu ustası Jia Fu geri döndü. Kardeşi Jia Jin Sheng kayıp!” diye cevap verdi muhafız.

“Tısss...” Akademi klan büyüğü keskin bir nefes çekti.

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum yazmak için giriş yap.

Giriş yap