Reverend Insanity

Bölüm 333 · Zhou Quan'ın Dehşeti

Kaynak eser
Reverend Insanity
Özgün yazar
Gu Zhen Ren
Çevirmen
MHBD Çeviri

“Ne yapacağız, efendim?” Kâhya titreye titreye Zhou Quan'ın yanına koşup talimat istedi.

Zhou Quan çoktan uyanmıştı. Fang Yuan'ın adamlarıyla birlikte evini altüst edişini seyrederken yüzü mosmor kesilmişti.

“Bu Fang Zheng tamamen kanun tanımaz! Shang Klanı Şehri'nde dövüşmeye bile cüret ediyor! Bir dakika... Bu aura açıkça dördüncü kademe. Gökler! Daha kaç yaşında ki o da dördüncü kademeye yükselmiş?”

Zhou Quan gizlice gözlemliyordu; birden gözleri kocaman açıldı ve içlerinde dehşet belirdi.

O da zamanında dördüncü kademe bir Gu ustası, bir neslin klan lideriydi. Fakat dördüncü kademeye ancak kırklı ellili yaşlarında ulaşabilmişti. Fang Yuan'ın yaşı ise savaş sahnesi döneminden beri herkesçe biliniyordu. Henüz yirmi yaşındaydı!

Bu nasıl olağanüstü bir yetenekti!

Zhou Quan'ın içinde hayranlık, kıskançlık, öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. “Fang Zheng de dördüncü kademeye yükselmiş; artık adı sanı yerinde bir dördüncü kademe Gu ustası. Üstelik Erguvan Diken Nişanı var, şimdi Shang Xin Ci de Shang Chao Feng'le bağ kurdu. Bu adam fazlasıyla zorba; daha geçenlerde köle pazarında olay çıkardı, yalnızca kırk dokuz ilksel öz taşı ceza ödedi. Önü alabildiğine açık; gelecekte beşinci kademe bir güç olması çok muhtemel. Söylentilere göre Shang Yan Fei bile onu takdir ediyor. Artık Shang Klanı da yaptıklarına göz yumuyor. Ben onunla nasıl mücadele edeyim? Karşı koyamıyorsam kaçamaz mıyım?”

Bunu düşününce Zhou Quan uzun bir iç çekti ve yaşlı kâhyaya, “Çabuk birkaç şey topla. Bir süreliğine dükkânda kalacağız. Karşı taraf güçlü; şu günlerde fırtına dinene kadar saklanmamız gerek,” dedi.

“Emredersiniz, efendim.” Yaşlı kâhya aceleyle hazırlanmaya koştu.

Kısa bir süre sonra Fang Yuan'ın grubu konağı baştan aşağı arayıp altüst etmişti. Bir zamanların zarif ve huzurlu evleriyle avluları her yerde harabeye dönmüştü.

“Efendi, her yeri aradık ama Zhou Quan'ı bulamadık,” diye bildirdi Xiong Tu.

“Hımm, arka kapıdan gizlice kaçmış olmalı. Fazla uzağa gidemez; kesin dükkâna sığınmıştır. Ama bu da beklentim dâhilindeydi. Arka kapıyı bilerek açık bıraktım, hehe.” Fang Yuan üç kez soğukça güldü.

Zhou Quan onun Shang Klanı'nı hesaba katacağını ve işi daha ileri götürmeyeceğini sanıyordu. Fakat Fang Yuan nasıl biriydi? Onun gözünde üstün sınıf Shang Klanı bile yalnızca biraz daha büyük bir basamak taşıydı.

“Sana söylediklerimi hazırladın mı?” Fang Yuan başını çevirip Wei De Xin'e sordu.

Wei De Xin hemen, “Hepsi hazır,” diye karşılık verdi.

“Güzel.” Fang Yuan eliyle işaret etti. “Gidiyoruz.”

Kalabalık konaktan çıkar çıkmaz ortalık yeniden karıştı.

Shang Klanı Şehri normalde her zaman istikrarlı ve huzurluydu. Fang Yuan'ın bir konağa zorla girip eşyaları parçalaması zaten büyük gürültü koparmış, birçok kişinin dikkatini çekmişti.

Üstelik Fang Yuan Wei De Xin'e bu olayı alabildiğine yaymasını emretmişti. Böylece ortaya çıkan sansasyon daha da büyümüştü.

Sayısız yoldan geçen merakla buraya akın etti.

“Yürüyün.” Fang Yuan önde ilerliyor, grubunu sokaklardan pervasızca geçirirken bilerek gürültü çıkarıyordu.

Yol boyunca gösteriye kapılan seyirciler gitgide çoğaldı; kalabalık neredeyse omuz omuza sıkışmıştı.

“Efendim, efendim! O Fang Zheng yine adamlarıyla geliyor!” Yaşlı başkâhya dehşet içinde haber verdi.

“Endişelenme. Bu dükkân Shang Klanı'nın mülkü. Ona bir cesaret daha verseler bile buraya saldırmaya cüret edemez.” Zhou Quan keçi sakalını sıvazlayıp onu sakinleştirdi.

Fakat sözleri daha yeni bitmişti ki gürültülü bir patlama duyuldu.

Fang Yuan herkesin gözü önünde dükkânın kapısını tekmeyle uçurdu, sonra büyük bir adımla içeri girdi.

“Durun!” Shang Klanı'nın şehir muhafızlarından bir grup yüzleri asık, içleri huzursuz hâlde öne çıktı.

Fang Yuan'ın grubu öyle büyük bir gürültüyle ilerliyordu ki şehir muhafızlarının dikkatini çoktan çekmişti.

“Burası Shang Klanı'na ait bir dükkân, buraya zorla giremezsiniz! Shang Klanı Şehri'nin kurallarını ihlal ediyorsunuz!” Muhafızların başındaki adam alnından boşalan terle yüksek sesle bağırdı.

O gün nöbet sırası ondaydı. Şimdi öne çıkmazsa ileride Shang Klanı Şehri tarafından görevi ihmal etmekle mutlaka cezalandırılırdı.

Fakat Fang Yuan ona hiç aldırmadı; duymamış gibi davranıp içeri yürümeye devam etti.

Diğerleri de arkasından birbiri ardına girdi.

Bai Ning Bing ise dışarıda kaldı. Şehir muhafızlarının liderine soğukça bakarken bütün bedeninden dördüncü kademe aura yayıldı. “İşte zorla içeri girdik. Ne olmuş? Bizi durdurabilir misiniz?”

Yalnızca ikinci kademe yetişim seviyesindeki liderin yüreği tir tir titredi.

Bir yudum tükürük yuttu; yüzü bembeyazdı ama yine de bütün gücüyle bağırdı. “Sizi durduramasak bile elimizden geleni yapmak zorundayız! Çünkü burası Shang Klanı Şehri ve görevimiz bu. Bilmelisiniz ki Fang Zheng Efendi'nin az önceki davranışı, Shang Klanı Şehri kurallarının üçüncü bölüm yirmi beşinci maddesini ihlal etti...”

“Elbette biliyoruz. Alt tarafı para cezası değil mi?” Bai Ning Bing kaşını kaldırdı ve bir kese ilksel öz taşını liderin yüzüne fırlattı.

“Kesede beş yüz ilksel öz taşı var. Üstü kalsın. Birazdan daha çok şey parçalayacağız; önceden ödeyelim.” Bunu söyledikten sonra Bai Ning Bing de dükkâna girdi.

Lider elinde ağır ilksel öz taşı kesesiyle aptal gibi olduğu yerde kaldı; Bai Ning Bing'in baskın aurası onu tamamen sindirmişti.

“Bu kadar küstahlık olur mu! Bu kadar küstahlık!” Yoldan geçenler heyecanla bağrıştı.

“Shang Klanı Şehri'nde birinin böyle pervasızca dolaştığını hayatımda görmedim.”

“Fang Zheng ve Bai Ning Bing dördüncü kademe Gu ustaları; böyle bir güce sahipler. Üstelik Erguvan Diken Nişanı gibi bir dayanakları da var. Başka kim cüret edebilir?”

“Ben aynı güç ve statüye sahip olsam bile bunu yapmaya cesaret edemeyebilirdim. Bunların cesareti gerçekten çok büyük! Güpegündüz böyle şeyler yapıyorlar. Hakikaten...”

Yoldan geçenler durmadan konuşuyor, pek çoğu şaşkınlıktan ağzı açık kalıyordu.

Bazıları gösteriyi daha yakından izlemek için dükkâna girmek istedi ama ya Fang Yuan'ın dışarıda bıraktığı adamlar tarafından durduruldu ya da şehir muhafızlarınca uzaklaştırıldı.

“Lider, içeri girelim mi?” diye bir muhafız dikkatle sordu.

“İçeri girip ne yapacağız? İlksel öz taşı keselerini bir kez daha suratımıza mı yiyeceğiz?!” Lider birden kükredi. “Bekleyin! Klan büyükleri gelsin, onlar halletsin!”

Bu sırada Fang Yuan dükkânın içine girmişti.

“Fang Zheng, ne yapmaya çalışıyorsun? Shang Klanı'na ait bir dükkâna bile saldırmaya cüret ediyorsun; Shang Klanı Şehri'nde barınmak istemiyor musun?” Zhou Quan'ın yüzü kül gibi karaydı. Ağzını açar açmaz Shang Klanı'nın adını kalkan edip Fang Yuan'ı baskı altına almaya çalıştı.

Fang Yuan üç kez soğukça güldü ve Zhou Quan'ı küçümseyerek süzdü. “Yaşlı herif, evinde öğle uykusunda değil miydin? Buraya niye saklandın? Sen de ben de akıllı insanlarız; sözü dolandırmayalım. Bu kez özellikle senin için geldim. Önünde iki yol var: Ya boyun eğersin ya ölürsün. Seç.”

“Hehehe, genç adam, biraz başarı gördün diye azma.” Zhou Quan zorla gülümsedi. Kibirli mizacı kabarmış, üstünlüğü elden bırakmaya gönlü razı olmamıştı. “Bana dokunmak istiyorsun da buranın neresi olduğuna bakmıyor musun? Hı?”

Fang Yuan kahkahaya boğuldu.

“Neye gülüyorsun?” Zhou Quan'ın yüzü su gibi ağırlaştı, son derece çirkinleşti.

“Bunca yıl yaşamışsın ama gözün kör olmuş. Benim Shang Xin Ci'den farklı olduğumu hâlâ göremedin mi? Neyse, bugün iyilik edip sana beni iyice tanıma fırsatı vereyim.”

Fang Yuan bunları söylerken birden kükredi ve hiçbir çekince göstermeden saldırdı.

Zhou Quan onun bu kadar pervasız olacağını nereden bilebilirdi? Gafil avlanıp yere serildi, neredeyse bayılacaktı.

Yine de temeli ve tecrübesi güçlüydü. Hemen ayağa kalkıp Fang Yuan'la çarpışmaya başladı.

Güm güm güm...

Şiddetli dövüşün sesleri dışarı kadar yayıldı.

Binanın çevresini kat kat sarmış kalabalık da kaynadı.

“Başladılar, başladılar!”

“Gerçekten dövüşmeye cesaret etti! Bu Fang Zheng'in gözü fazla kara, resmen deli!”

“Zhou Quan ona rastladığına çok pişman olacak.”

Herkes yorum yapıyor, neredeyse hiç kimse Zhou Quan'a şans tanımıyordu.

Kalabalığın gözü yanılmazdı.

Dükkândaki mücadele çok geçmeden sona erdi. Zhou Quan, Fang Yuan'ın karşısında hiçbir şey yapamamıştı. Vücudunda eski gizli yaralar vardı; hâlâ üçüncü kademe zirve aşamasında olmasına rağmen güçlü Fang Yuan'a karşı direnmesi mümkün değildi.

Dükkân da kaçınılmaz olarak nasibini aldı; yarısından fazlası çöktü. Toz duman dağıldığında herkes Zhou Quan'ın Fang Yuan tarafından yere serildiğini gördü. Kanıyor, kemikleri kırılmış durumda kıpırdayamıyordu.

Fang Yuan ise ayakta duruyor, bir ayağıyla Zhou Quan'ın başına basıyordu. Kaplanı andıran gözleri çevreye kudret saçıyordu.

“Fang Zheng Efendi, ne yapıyorsunuz?” Shang Klanı'ndan üç klan büyüğü birlikte yetişip soğuk bir sesle sordu.

“Gözleriniz ne işe yarıyor? Bu kadar açık bir şeyi göremiyor musunuz? Adam dövüyorum!” Fang Yuan gözlerini devirdi ve yüksek sesle karşılık verdi.

Kalabalık bir anda kahkahaya boğuldu.

“Fang Zheng Efendi, şakalaşmaya gelmedik. Bu mesele fazlasıyla ciddi. Sonuçlarının ne olacağını biliyor musunuz?” Üç klan büyüğünün yüzü son derece ağır ve ciddiydi.

Fang Yuan'ın ayağının altında Zhou Quan kıs kıs güldü; ağzını her açışında kanlı köpükler dışarı çıkıyordu.

“Fang Zheng bu kez fazla fevri davrandı!”

“İşi çok büyüttü, nasıl toparlanacağını kim bilir.”

“Fang Zheng büyük bir dâhi olabilir ama sonuçta Shang Klanı'nın bir mensubu değil...”

Herkesin bakışları altında Fang Yuan kahkahalarla güldü. “Elbette sonuçlarını biliyorum. Dahası, bu adamı öldürürsem ne olacağını da biliyorum!”

Bunu söylerken Erguvan Diken Nişanı'nı çıkardı.

“Üç klan büyüğü, Shang Klanı Şehri'nde birini öldürmek şehrin barışını ağır biçimde ihlal etmek demektir. Şehir kurallarına göre bu Erguvan Diken Nişanı'nı kaybetmem gerekir, öyle değil mi?” diye sordu Fang Yuan.

“Evet.” Klan büyüklerinden biri hemen yanıt verdi.

Kesin cevabı aldıktan sonra Fang Yuan'ın dudaklarının köşeleri yukarı kıvrıldı ve acımasız bir gülümseme oluştu.

Ardından avucunu sıktı ve elindeki Erguvan Diken Nişanı'nı doğrudan paramparça etti.

Bu beklenmedik hareket kalabalıktan büyük bir şaşkınlık çığlığı kopardı. Üç klan büyüğünün gözbebekleri bile ansızın küçüldü.

“Fang Zheng Erguvan Diken Nişanı'nı ezdi!”

“O kadar değerli bir nişandı, gerçekten parçaladı! Ne büyük israf!”

“Fang Zheng Erguvan Diken Nişanı'ndan bile vazgeçtiğine göre Zhou Quan'ın canını almaya kesin kararlı...”

“Zhou Quan fazla kibirliydi. Shang Xin Ci'nin davetini defalarca reddedince sonunda Fang Yuan'ı öfkelendirdi. Gerçekten büyük talihsizlik!”

...

Erguvan Diken Nişanı'nın parçaları yere düşüp bazıları kendi yüzüne kadar sıçrayınca Zhou Quan'ın yüzündeki soğuk gülümseme donup kaldı.

Bu Erguvan Diken Nişanı'ydı!!

“Fang Zheng Erguvan Diken Nişanı'nı bile yok etti. Demek gerçekten benim canımı almak istiyor. O... o, o, o... deli mi?!”

Zhou Quan, Fang Yuan'ın deliliği, pervasızlığı ve vahşeti karşısında şoka uğramıştı.

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum yazmak için giriş yap.

Giriş yap