Bölüm 17 · Hepsini Cebine İndirmek
- Kaynak eser
- Reverend Insanity
- Özgün yazar
- Gu Zhen Ren
- Çevirmen
- MHBD Çeviri
“Bir kıpırda da göreyim?”
“Benim özel Zehir Gu’ma yakalandın. Karşılık gelen Panzehir Gu’m olmadan yedi gün içinde bütün bedenin irin ve kana dönüşüp öleceksin.”
“Efendi Çiçek Şarabı’nın yanında bu küçük nedir ki! Aklımı kaçırmışım, gözüm var da Tai Dağı’nı görememişim; Efendi Çiçek Şarabı’nı gücendirdim. Efendim, lütfen klanımızın daha önce sizi bütün içtenliğiyle ağırlamasını hatırlayıp canımı bağışlayın!”
Duvardaki görüntü ikinci kez baştan oynamaya başlamıştı.
Fang Yuan sessizce izledi. Görüntü üçüncü kez tekrara başlayınca ancak hafifçe iç çekip, “Demek mesele buymuş,” dedi.
Taş duvarda görüntü ve sesi bırakan yöntem herhâlde Çiçek Şarabı Gezginci’nin yerleştirdiği Görüntü ve Ses Kaydı Gu’ydu. Bu Gu görüntüleri damgalayıp daha sonra yansıtabilirdi.
Görüntü ve Ses Kaydı Gu ışık ve sesle beslenirdi. Bu dağ duvarının içindeki gizli mağara bilinmeyen bir nedenle sürekli kırmızı ışık yayıyor, kaya yarığı da dış dünyaya açıldığı için dışarıdaki sesler bütünüyle kesilmiyordu. Fang Yuan’ın kulaklarında da küçük şelalenin uğultusu hiç durmuyordu.
Bu sayede Görüntü ve Ses Kaydı Gu, dağ duvarının içindeki bu gizli mağarada üç yüz yıl boyunca yaşayabilmişti.
Az önce Fang Yuan kurumuş sarmaşıkları ayırırken taş duvarın içine gizlenmiş Görüntü ve Ses Kaydı Gu’yu uyandırmış olmalıydı.
Biraz aklı olan herkes, azıcık çıkarımla bu görüntünün gerçek olduğunu anlayabilirdi.
O yıllarda Dördüncü Nesil klan lideri Çiçek Şarabı Gezginci’ye komplo kurmakta başarısız olmuş, savaşta yenildikten sonra da ona gizlice saldırmıştı. Çiçek Şarabı Gezginci’yi geri püskürtmeyi başarmış olsa da kendisi de bu yüzden ölmüştü. Bu tarih fazlasıyla utanç vericiydi; hayatta kalan birkaç klan büyüğü gerçeğin üzerini örtüp onu değiştirmişti.
Dördüncü Nesil klan lideriyle Çiçek Şarabı Gezginci’nin rollerini tersine çevirmişlerdi.
Çiçek Şarabı Gezginci, savaşta yenilip arkadan saldıran ve olay yerinde öldürülen şeytani adam olmuştu. Dördüncü Nesil klan lideri ise açık ve dürüst bir kahramana dönüştürülmüştü.
Ama bu hikâyenin büyük bir açığı vardı.
Çiçek Şarabı Gezginci gerçekten olay yerinde öldürüldüyse kemikleri de Gu Yue Klanı’nın eline geçmiş olmalıydı. Öyleyse başka bir iskelet nasıl bulunmuştu?
Önceki hayatında burayı keşfeden Gu ustası, muhtemelen bu görüntüyü gördükten sonra korkmuştu.
O dönemin hayatta kalan klan büyükleri çoktan ölmüş olsa da Çiçek Şarabı Gezginci’nin geri dönmesi ihtimaline karşı bu gerçek herhâlde klanın üst kademelerinde gizlice aktarılmıştı.
O Gu ustası, mirası tek başına yutarsa büyük risk alacağını fark etmişti. Bir gün Çiçek Şarabı Gezginci’yle bağlantısı olduğu anlaşılırsa klanın üst kademeleri doğal olarak onu temizleyecekti.
Bu yüzden artısını eksisini tarttıktan sonra bu mirası gizlemeye cesaret edememiş, klan yönetimine bildirmeye karar vermişti.
Böyle davranması klana bağlılığını daha da kanıtlamıştı. Sonraki hayatına bakıldığında da akıllıca bir seçim yaptığı anlaşılıyordu.
Ama onun böyle yapması, Fang Yuan’ın da aynısını yapacağı anlamına gelmiyordu.
“Bu kadar uğraşıp bulduğum mirası neden başkalarıyla paylaşayım? Elbette hepsini tek başıma alırım. Bulunsam ne olur? Risk almadan kazanç elde edilebilir mi? O Gu ustası gerçekten korkağın tekiymiş.” Fang Yuan soğukça gülümsedi. Taş duvarda tekrar tekrar oynayan görüntüyü artık umursamadı; döndü, elleriyle kurumuş kök ve sarmaşıkları sertçe çekip tamamen ayırdı.
Çiçek Şarabı Gezginci’nin iskeleti de bundan nasibini aldı. Başta bütündü ama şimdi birkaç parçaya ayrılmıştı.
Fang Yuan bunu hiç umursamadı. Ayağına takılan bir bacak kemiğini kenara tekmeledi, sonra yeniden çömelip mirası aramaya başladı.
İlk olarak bir torba ilksel öz taşı buldu. Açıp baktığında yalnızca on beş tane vardı.
“Fakir herif.” Fang Yuan homurdandı. Çiçek Şarabı Gezginci dışarıdan ihtişamlı görünürdü; bu kadar az birikimi olması şaşırtıcıydı.
Ama nedenini çabucak düşündü. Çiçek Şarabı Gezginci büyük bir savaştan çıkmış, üstüne Ay Gölgesi Gu’ya yakalanmıştı; yaralarını iyileştirmek için ilksel öz taşı kullanması kaçınılmazdı. Geriye on beş tane bırakabilmiş olması bile fena sayılmazdı.
Ardından birkaç ölü Gu kalıntısı buldu. Çoğu çiçek veya ot biçimindeydi ve tamamen kuruyup ölmüştü.
Gu’lar da canlıydı ve yiyecekle beslenmeleri gerekirdi; çoğunun besin konusunda son derece seçici olduğu da bilinirdi. Ot ve çiçek Gu’larının beslenme şartları görece azdı ama bu gizli mağaraya bir parça güneş ışığı bile ulaşmıyordu.
Sonra…
Sonrası yoktu.
Çiçek Şarabı Gezginci önce aynı seviyedeki Dördüncü Nesil klan lideriyle büyük bir savaş yapmış, ardından on kadar klan büyüğüyle çarpışmıştı. Gu’larının çoğu zaten bu savaşlarda tükenmişti. Buraya geldikten sonra yaralarını iyileştirmek için Şarap Kesesi Çiçeği Gu ve Pirinç Torbası Otu Gu’yu büyütmüştü. Fakat sonunda Ay Gölgesi Gu yüzünden ölmüştü.
Üç yüz yıl geçince üzerinde kalan Gu’lar da birer birer ölmüştü.
Geriye yalnızca taş duvardaki Görüntü ve Ses Kaydı Gu ile Şarap Kurdu kalmıştı.
Şarap Kurdu muhtemelen Şarap Kesesi Çiçeği Gu’ya dayanarak güç bela hayatta kalmıştı. Ama Şarap Kesesi Çiçeği Gu’lar birer birer kuruyunca onun da yiyeceği tükenmişti.
Bu yüzden dışarı çıkıp yabani Şarap Kesesi Çiçekleri aramak zorunda kalmıştı.
Ve bu gece Yeşil Bambu Şarabı’nın yoğun kokusu onu çekmiş, Fang Yuan’ın karşısına çıkarmıştı.
“Görüntü ve Ses Kaydı Gu yalnız bir kez kayıt yapabilen, tüketilebilir bir Gu. Demek bu yolculuğun en büyük kazancı gerçekten Şarap Kurdu. O Gu ustasının klana haber vermesine şaşmamalı. Herhâlde risk bu kadar büyükken elde edeceği kazancı küçük bulmuş.” Fang Yuan’ın zihninde bir anlayış belirdi.
Hatıralarında o Gu ustası zaten üçüncü kademe seviyesindeydi; Şarap Kurdu ise yalnız birinci kademe Gu’ydu. Fang Yuan için değerliydi ama o Gu ustası için olsa da olur olmasa da olurdu.
Yine de Gu ustasının ihbarı sayesinde klanın ona azımsanmayacak bir ödül verdiği açıktı.
“Ben de klana haber vermeli miyim?” Fang Yuan bir an düşündü ama bu fikri hemen kesti.
Çiçek Şarabı Gezginci’nin mirası görünüşte yalnızca Şarap Kurdu ve ilksel öz taşlarından ibaretti. Gerçekte öyle değildi.
Asıl değerli olan, Görüntü ve Ses Kaydı Gu’nun saklandığı bu dağ duvarıydı.
Daha doğrusu, taş duvarda durmadan tekrarlanan görüntüydü.
Bu görüntü başka dağ köylerine rahatlıkla satılabilirdi. Klan inancını sarsacak böylesi kesin bir kanıtla Qing Mao Dağı’ndaki diğer iki büyük dağ köyünün üst kademeleri mutlaka ilgilenirdi. Verecekleri bedel klanın ödülünden kesinlikle daha yüksek olurdu.
Ne?
Klan şerefi ve aidiyet duygusu mu diyorsunuz?
Üzgünüm ama Fang Yuan’da bunlardan zerre yoktu.
Üstelik bu görüntü klanı yok edecek bir silah falan değildi; gerçek anlamda büyük bir zarar da veremezdi.
Soğuk ve kayıtsız klan Fang Yuan’a önem vermeyecekti. Yetişim kaynaklarını kendisi elde etmek zorundaydı; özellikle başlangıç döneminde mümkün olan her yerden destek çekmesi gerekiyordu.
“Klana güvenmek mi? Hehe.” Fang Yuan içinden soğukça güldü. “Önceki hayatımdaki kadar saf olamam.”
Kimseye bel bağlama. Bu dünyada her şeyi kendi gücünle elde etmek zorundasın.
Gizli mağarayı tamamen yağmaladığından emin olduktan sonra Fang Yuan geldiği yoldan geri dönmeye başladı.
Suyun basıncına göğüs gerip büyük kayanın yarığından sıkışarak çıktı ve tekrar dağın dışına ulaştı. Arkasına dönüp büyük kayaya baktığında birden önceki hayatındaki hatırasını düşündü: İskeletin yeraltındaki gizli mağarada bulunduğu söylenmişti. Ama burası ne yeraltıydı ne de mağara; açıkça dağ duvarının içiydi.
Yedi gün boyunca bu kadar uğraşmasına rağmen yeri bulamamasına şaşmamalıydı.
Belli ki önceki hayatında klan burayı keşfettikten sonra ilk iş olarak görüntü duvarını yok etmiş, ardından gerçekle yalanı karıştıran haberler yayarak klan üyelerini yanıltmıştı.
Bu gece burayı bulabilmesinin bir kısmı şans, bir kısmı birikimin sonucuydu; ama en büyük etken herhâlde Yeşil Bambu Şarabı’ydı.
Şarabın kokusu gerçekten yoğundu; Qing Mao Dağı’nın en güçlüsü bile denebilirdi.
Belki önceki hayatında aşk acısıyla sarhoş olan o Gu ustası da bu şarabı içmişti.
Ama bunların artık önemi yoktu. Çiçek Şarabı Gezginci’nin mirası Fang Yuan tarafından son parçasına kadar alınmıştı. Sonuç biraz beklentisinin altında olsa da akla uygundu. En önemlisi, başlangıçtaki hedefi olan Şarap Kurdu eline geçmişti; en çok ihtiyaç duyduğu şey olan ilksel öz taşlarını da bulmuştu.
“Şimdi hana kapanıp Gu arıtmaya odaklanmalıyım. Hayati Gu’yu elde edince akademiye dönebilir, öğrenci yatakhanesinde kalma hakkı kazanır ve yetişim için klan kaynaklarından yararlanabilirim. Handa bir iki kez kalınır ama uzun sürerse masraf çok büyük.” Fang Yuan düşünürken adımlarını hiç durdurmadan dağ köyüne doğru ilerledi.
Başta iki ilksel öz taşı kalmıştı, şimdi on beş tane daha bulmuştu; toplam on yedi. Ama bir Gu ustası için on yedi ilksel öz taşı neydi ki?