Bölüm 82 · Ustalar Bulutlar Gibi (II)
- Kaynak eser
- Coiling Dragon
- Özgün yazar
- I Eat Tomatoes
- Çevirmen
- MHBD Çeviri
Lin Lei bir an duraksadı. O anda tereddüt etti, zihninden bir anda pek çok düşünce geçti ama yine de başını salladı. “Evet. Adı Ai Li Si.”
Di Li Ya’nın gözleri bir anda kızardı. “Tebrik ederim.”
Hemen arkasını döndü. Tutamadığı gözyaşları yanaklarından boşandı ve hızla okuma salonundan koşarak çıktı.
Lin Lei ise Di Li Ya’nın ağladığını fark etmemişti.
“Of.” Bunu Di Li Ya’ya doğrudan söylemek Lin Lei’nin içini bir yandan bunaltmış, bir yandan da hafifletmişti.
Bu olaydan sonra okumaya devam edecek hâli kalmadı. Büyü kitabının adını aklına yazıp kitabı yerine koydu.
Yurda dönen yolda yürürken keyfi pek yoktu.
“Patron, bence sen de Di Li Ya’dan hoşlanıyorsun, değil mi?” Bei Bei keyifle sataştı. “Ben Di Li Ya’yı iyi buluyorum. Ai Li Si’den daha iyi.”
“Kes sesini.” Lin Lei ruhsal iletişimle sertçe çıkıştı.
“Hıh hıh, demek doğru söyledim.” Bei Bei gururla karşılık verdi.
Lin Lei derin bir nefes alıp yavaşça verdi, sonra yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. “Boş ver. Madem Di Li Ya’yla açıkça konuştum, artık içimde o kadar büyük bir yük de yok. Hm, yarın Ai Li Si’yle buluşacağım. Bir hediye hazırlayayım.”
Ai Li Si’yi düşününce Lin Lei’nin içi biraz rahatladı.
…
29 Aralık akşamı Lin Lei, Ye Lu ve diğer iki arkadaşından ayrılıp tek başına Gan Mo Yolu’na, Ai Li Si’yle buluşmaya gitti. Bu kez birlikte geçirdikleri zaman epey uzundu.
Çünkü her yıl 1 Ocak, ‘Manolya Bayramı’ olarak anılırdı. Manolya Bayramı bütün Manolya Kıtası’nın en büyük bayramıydı. Işık Kilisesi de o gün yılın en görkemli ayinini düzenlerdi.
Fen Lai Şehri, Işık Kilisesi’nin ‘Kutsal Başkenti’ydi ve kilisenin merkezi batı şehirde bulunuyordu. Bu yüzden Fen Lai Şehri’ndeki ayin, bütün Manolya Kıtası’nın en büyük ayiniydi. Işık Kilisesi’nin papası bizzat yönetecekti; bu olağanüstü bir tören olduğundan izlemeye gelecek insanların sayısı da akıl almaz olacaktı.
1 Ocak.
Fen Lai Şehri’nin batısında, Işık Kilisesi’nin merkezi olan Işık Tapınağı, neredeyse yüz metre yüksekliğinde devasa bir yapıydı. Fen Lai Şehri’nin başka yerlerinden bile açıkça görülebiliyordu.
Işık Tapınağı’nın önünde, eni boyu birkaç bin metreyi bulan dev bir meydan vardı. Zemin düzgün beyaz taşlarla döşenmişti ve şu anda meydan insan denizi hâline gelmişti. Lin Lei ile Ai Li Si de kalabalığın içindeydi.
Kilisenin şövalye birliklerinden şövalyeler meydandaki düzeni sistemli biçimde sağlıyor, toplanan halk da son derece kurallı davranıyordu.
“Lin Lei abi, saat sekiz olduğunda Işık Kilisesi’nin bütün üst düzey isimleri dışarı çıkacak. Papanın kendisi de gelecek.” Ai Li Si alçak sesle söyledi.
Lin Lei başını sallayıp düzeni sağlayan şövalyelere baktı. “Ai Li Si, yalnız burada düzeni sağlayan şövalyelerin sayısı bile en az birkaç bin. Görünüşe göre güçleri de zayıf değil.”
“Elbette değil. Bugün Manolya Bayramı. Düzeni sağlayanlar Işık Tapınağı’nın seçkin şövalye birliği. Her şövalye en az beşinci seviye.” Fen Lai Şehri’nde büyüyen Ai Li Si, Lin Lei’den çok daha fazla şey biliyordu.
Lin Lei içinden irkildi.
Beşinci seviye şövalyeler mi? En düşükleri bile beşinci seviyedeyse böyle şövalyelerden oluşan bir birliğin ne kadar güçlü olduğu kolayca tahmin edilebilirdi. Kendisi gibi beşinci seviye bir büyücü onların karşısında hiçbir şey sayılmazdı.
Ai Li Si uzaktaki gösterişli giyimli insanları işaret etti. “Bak, bugün pek çok büyük soylu geldi. Birazdan Kutsal İttifak’taki altı krallığın hanedanları da gelecek.”
Zaman hızla geçti ve göz açıp kapayıncaya kadar saat sekiz oldu.
Birden yüz metre yüksekliğindeki Işık Tapınağı’nın kulesinin tepesi parladı. Beyaz ışık aşağıya doğru yayıldı; meydanın ortasındaki dev melek heykelinin çevresinde de silik bir ışık halesi dolaşmaya başladı. Aynı anda, sanki Tanrısal Düzlem’den geliyormuşçasına güzel kutsal ezgiler bütün meydanda yankılandı…
Tam o sırada Işık Kilisesi’nin yan salonlarından bir grup insan çıktı. En önde, beyaz savaş zırhları giymiş ve miğferlerine kırmızı tüyler takmış sıralar hâlinde Tapınak Şövalyeleri vardı. Her birinin üzerinde yalnız ustalarda bulunan bir hava seziliyordu. Hele yüzü aşkın şövalye aynı anda muntazam adımlarla ilerleyince yayılan baskı bütün meydanı bir anda sessizliğe gömdü.
“Işık Kilisesi’nin bu kadar güçlendiğini beklemiyordum. Şu yüzden fazla şövalyenin her biri en az yedinci seviye savaşçı olmalı.” De Lin Ke Wo Te, Lin Lei’nin yanında belirdi ve grubu dikkatle süzdü. “Bugün bir Kutsal Seviye uzmanı bile çıkmış. Neyse, ben Sarmal Ejderha Yüzüğü’ne döneyim.”
Bunu söyledikten sonra De Lin Ke Wo Te kayboldu.
“Kutsal Seviye uzmanı mı?” Lin Lei gruba dikkatle baktı.
Yüzü aşkın beyaz zırhlı Tapınak Şövalyesinin ardından beyaz cüppeli on küsur rahip geliyordu. Beyaz cüppeli rahiplerin arkasındaysa birkaç kırmızı cüppeli başpiskoposun çevrelediği, gümüş cüppeli kel ve yaşlı bir adam vardı.
“Papa!”
Gümüş cüppeli kel yaşlının grubun merkezindeki kişi olduğu belliydi. Lin Lei bütün dikkatini ona verdi. Işık Papası uzun ve ince yapılıydı; boyu neredeyse iki metreye varıyordu. Sol elinde de kendi boyuna yakın uzunlukta bir asa tutuyordu.
Işık Papası ile kırmızı cüppeli başpiskoposların arkasında dört siyah cüppeli yaşlı ve yüzü aşkın mor cüppeli savaşçı vardı. Bu büyük grup düzenli biçimde yolun ortasından ilerlerken yüz binlerce insanın toplandığı meydanda hiç kimse sesini yükseltmeye cesaret edemiyordu.
“De Lin Büyükbaba, Kutsal Seviye uzmanı dediğin kim?” Lin Lei içinden sordu.
“Bir bakışta gördüm. O Işık Papası ile arkasındaki dört siyah cüppeli yaşlıdan biri Kutsal Seviye uzmanı. Üstelik kendilerine öylesine güveniyorlar ki auralarını bile gizlemiyorlar. Beş bin küsur yıl önce Pu Ang İmparatorluğu’na sinmiş küçücük bir kilise olan bu oluşumun bugün böylesine büyümesi gerçekten şaşırtıcı.” De Lin Ke Wo Te duygulanmıştı.
“Auralarını gizlemiyorlar mı?”
Lin Lei o gruba şaşkınlıkla baktı. Doğrusu, kırmızı cüppeli başpiskoposlardan, Işık Papası’ndan ve arkadaki dört siyah cüppeli yaşlıdan yalnızca bir heybet hissediyor, güçlü bir uzmanın aurasını zerre kadar sezemiyordu.
Ama De Lin Ke Wo Te… iki Kutsal Seviye uzmanının auralarını hiç gizlemediğini söylüyordu.
“Lin Lei, daha çok yolun var. Beşinci seviye bir büyücü Manolya Kıtası’nda hiçbir şey sayılmaz. Ancak yedinci seviyeye ulaştığında ‘uzman’ denmeye hak kazanırsın. Yedinci seviye uzmanlar bile Işık Kilisesi gibi kıtanın bir bölgesine hükmeden dev bir güç karşısında küçük insanlardan ibarettir.”
“Kıtada Işık Kilisesi, Karanlık Kilisesi, Dört Büyük İmparatorluk ve daha nice gizemli örgüt var. Manolya Kıtası’ndaki uzmanların sayısı hayal edebileceğinden çok daha fazla. Şu an gücün zayıf, o düzeye henüz temas etmedin. O zamana geldiğinde anlarsın.” De Lin Ke Wo Te gülümseyerek konuştu. “En büyük avantajın gençliğin. O uzmanların gücü uzun yıllar boyunca süren çetin çalışmanın ürünü. Sen de ileride güçlü bir uzman olacaksın.”
Lin Lei hafifçe başını salladı.
En Si Te Akademisi’nde ona dâhi deniyordu; Lin Lei de içten içe kendini gerçekten olağanüstü sanmaya başlamıştı. Oysa şimdi uyanmıştı. Bütün kıta ölçeğinde bakıldığında hiçbir şey sayılmazdı.
Papa ve beraberindekiler geçtikten sonra meydandaki insanlar yeniden alçak sesle konuşmaya başladı.
“Lin Lei abi, bak, altı krallığın hanedanları geliyor. En öndekiler bizim Fen Lai Krallığı’nın kraliyet ailesi. Şu sarışın iri adam da kralımız. Aynı zamanda Fen Lai Krallığı’nın en güçlü savaşçısı, dokuzuncu seviye bir uzman.” Ai Li Si Lin Lei’nin kulağına fısıldadı.