Bölüm 1.383 · Wu Yong'un Nefreti ve Öfkesi
- Kaynak eser
- Reverend Insanity
- Özgün yazar
- Gu Zhen Ren
- Çevirmen
- MHBD Çeviri
Rüya âlemi savaşında Gölge Tarikatı ezici bir yenilgiye uğramıştı, fakat Güney Sınırı doğru yolu da çok ağır kayıplar vermişti.
Kurduğu süper Gu formasyonuna her klan ölümsüz Gu'lar ve büyük miktarda ölümlü Gu katkısında bulunmuştu.
Bu kadar büyük yatırım yapmış olmalarına rağmen elde ettikleri kazanç son derece azdı. Üstelik rüya âlemlerini keşfederken ağır bir darbeyle karşılaşmış ve birkaç Gu ölümsüzünü kaybetmişlerdi.
Gerçek kazançlı çıkanlar, Gölge Tarikatı'nın yeni efendisi olan Fang Yuan'ın yanı sıra Göksel Saray'dı.
Göksel Saray bu kez yalnızca Hayalet Ruh'un ana bedenini tutsak etmekle kalmamış, ayrılmadan önce süper Gu formasyonunun kalan ikinci ve birinci katmanlarını da bütünüyle götürmüştü.
Bunların içindeki ölümsüz Gu'lardan yalnızca biri Fang Yuan'ın Karanlık Geçiş Ölümsüz Gu'suydu; geri kalan bütün Gu'lar Güney Sınırı doğru yoluna aitti.
Güney Sınırı doğru yolundaki herkes bu davranışa öfkeliydi ve Orta Kıta'nın Göksel Sarayı'ndan hesap sormak istiyordu.
Sonuçta herkes doğru yol mensubuydu. Göksel Saray'ın böyle davranması hiç de yakışık almıyordu!
Fang Yuan ve diğerlerinin peşine düşülmeye başlandığı ilk anda Wu Yong, Göksel Saray Gu ölümsüzlerini aramaya girişmişti. Güney Sınırı ile Orta Kıta iki ayrı bölge olsa da süper güçler arasında sık sık ticaret yapılıyordu.
Bunun başarısını Sarı Hazine Göğü'ne yazmak gerekirdi. Sarı Hazine Göğü sayesinde Gu ölümsüzleri arasındaki ticaret çok daha kolay ve sık hâle gelmişti.
Malların sürekli dolaşması, iletişimin de sık olması demekti.
Bu yüzden Wu Yong'un Orta Kıta'nın On Büyük Kadim Tarikatı'na ulaşmasının elbette yolları vardı.
Fakat Göksel Saray Gu ölümsüzlerine ulaşmak çok daha zordu.
Yine de Göksel Saray'ı bulup hesap sormadan, yalnızca On Büyük Kadim Tarikat'la uğraşarak Güney Sınırı doğru yolunun bu sorununu çözmek mümkün değildi.
“Zi Wei Perisi…” Şu anda Wu Yong elinde bir Bilgi Yolu ölümlü Gu tutuyor, bu adı mırıldanıyordu.
Göksel Saray Gu ölümsüzlerinin kendisine bizzat ulaşacağını hiç beklememişti.
Üstelik daha önce hiç karşılaşmadığı bu Göksel Saray Bilgelik Yolu Gu ölümsüzü, küçücük bir Bilgi Yolu ölümlü Gu'yla onu daha ilk hamlede zor bir duruma sokmuştu.
Bu Bilgi Yolu ölümlü Gu'nun içindeki bütün içerik Fang Yuan ve diğerleri hakkındaydı.
Göksel Saray'ın elindeki Ying Wu Xie, Zi Shan Hakiki Efendisi, Bai Ning Bing, Fang Yuan ve diğerlerine dair bilgiler vardı.
Buna Dört Yön Sekiz İstikamet adlı kadim savaş formasyonuna sahip olmaları da dahildi.
Wu Yong'u en çok sarsan şey ise gerçek Wu Yi Hai'nin çoktan ölmüş olmasıydı. Wu Klanı'na sızan “Wu Yi Hai”nin gerçek kimliği, Öte-Dünya Şeytanı Fang Yuan'dı!
“Böyle bir şey mi varmış! Fang Yuan Wu Yi Hai, Wu Yi Hai de Fang Yuan mıydı?” Wu Yong küçük kardeşini kurtarmayı düşünüyordu; ancak kardeşinin çoktan öldüğünü ve bunca zamandır onun kılığına düşmanın girdiğini öğrenmişti.
Wu Yong bu habere önce şaşkınlık duydu. Sonuçta beklentilerinin tamamen dışındaydı.
Ardından öfkelendi!
Fang Yuan'a karşı duyduğu öfke.
Bu lanet katil Wu Yi Hai'yi öldüren gerçek suçluydu. Üstelik cinayetten sonra kaçmak yerine böylesine pervasızca davranıp Wu Klanı'na katılmıştı.
Bu, bütün Wu Klanı'nı, Wu Yong'un kendisi dâhil, hiç ciddiye almamak demekti.
Daha da önemlisi, Fang Yuan gerçekten bunu başarmıştı.
Bu bir utançtı. Düpedüz aşağılanmaydı!
Fang Yuan devasa Wu Klanı'nı küçümsemekle kalmamış, kapısına kadar gelip Wu Klanı'nın yüzüne art arda birkaç tokat atmıştı.
Wu Klanı nasıl bir güçtü?
Güney Sınırı doğru yolunun tartışmasız bir numaralı gücü!
Wu Yong kimdi?
Wu Yong, Wu Klanı'nın en yetkili kişisi, yüce kıdemli büyük büyüğüydü. Sekizinci kademe yetişime, bir ölümsüz Gu evine ve birkaç sekizinci kademe ölümsüz Gu'ya sahip, çağın güçlülerinden biriydi!
Fang Yuan'ın yaptığı şey, Wu Klanı'yla ve Wu Yong'la resmen oyun oynamaktı.
Ama Fang Yuan'a duyduğu öfkenin yanı sıra Wu Yong, Göksel Saray'a da öfkeliydi.
Göksel Saray daha önce Wu Klanı'nın da aralarında bulunduğu klanların formasyonda kullandığı ölümsüz Gu'ları süpürüp götürmüştü. Bu birincisiydi.
İkincisi, Göksel Saray bu haberi Wu Yong'un eline ulaştırmıştı.
Bunun anlamı neydi?
Sözlerin ardındaki ima, Wu Klanı'nın zayıf noktasının onun elinde olduğu ve Wu Yong'un bundan sonraki hareketlerinde bunu iyice hesaba katması gerektiğiydi.
Wu Yong açısından bu açık bir tehditti.
Peki Fang Yuan'ın Wu Yi Hai kılığına girmiş olması neden Wu Yong'a karşı kullanılabilecek bir zayıflık olmuştu?
İşte doğru yol ile şeytani yol arasındaki fark buydu.
Doğru yolun kendi oyun kuralları vardı.
Doğru yol şöhrete ve itibara önem verirdi. Zorla ya da hileyle bir şeyi ele geçirirken bile haklı bir gerekçe bulmak, adalet ve doğruluk adına hareket etmek gerekirdi.
Tıpkı daha önce çeşitli klanların Wu Klanı'nı sıkıştırıp dışarıdaki kaynak noktalarını ele geçirmesi gibi.
Hou Klanı ne yapmıştı?
Önce klanlarından bir Gu ölümsüzünü şeytani yol hırsızı kılığına sokmuş, sonra başka bir Hou Klanı Gu ölümsüzü onu sahte bir takiple kovalamış ve bu bahaneyle kaynak noktasını işgal etmişti.
Yang Klanı ne yapmıştı?
Uzun süredir plan yapıp Wu Klanı'nın yakınına ölümlülerden oluşan yerleşimler kurmuş, ardından ölümlüler arasındaki sürtüşme ve çatışmalardan yararlanarak haklılık ve meşruiyet elde etmişti.
Wu Klanı'na gelince, Wu Yong'un savaş gücü bu kadar yüksek ve Saf Yeşim Damlayan Rüzgâr Küçük Bambu Köşkü elinde olduğu hâlde daha önce neden sürekli pasif savunmada kalmıştı?
Heh heh.
Bu Wu Yong'un hesabıydı.
Wu Klanı'nın çok fazla toprağa sahip olduğunu biliyordu. Gücünü doğrudan ortaya koysaydı diğer klanlar yalnızca çekinir, belki geçici olarak geri durur ama içten içe fırsat kollamayı sürdürürdü.
Sonuçta Wu Klanı'nda artık sadece bir sekizinci kademe Gu ölümsüzü vardı.
Fakat Wu Klanı önce savunmada kalır, diğer klanların kendisini sıkıştırmasına izin verip haklılık ve bolca gerekçe toplar, Wu Yong da ancak bundan sonra harekete geçerse karşı saldırı yapabilir ve her bir klandan bir parça et koparabilirdi.
Ancak bu şekilde bütün güçler acıyı hatırlar ve onlarca yıl boyunca Wu Klanı'nın otoritesini kolayca çiğnemeye cesaret edemezdi.
Wu Yong'un planı buydu. En yakın sırdaşı Wu Fa bile bunu bilmiyordu.
Aslında şimdiye kadar her şey Wu Yong'un planına göre adım adım ilerliyordu. Tek beklemediği, Gölge Tarikatı gibi bir bozucunun ortaya çıkmasıydı.
Wu Klanı'na Fang Yuan gibi bir şeytanın sızdığı ve hatta Wu Yong'un onu kendi kardeşi gibi gördüğü ortaya çıkarsa…
Unutmayın, Wu Yong daha önce pek çok kez Wu Yi Hai üzerinden kendi itibarını artırmış, öz kardeşine ne kadar iyi baktığını göstermişti.
Güney Sınırı doğru yolunun bir numaralı gücü olan Wu Klanı'nda böyle bir şey yaşanması şöhretini büyük ölçüde düşürür, diğer klanların farklı emeller beslemeye başlamasına yol açardı.
Wu Yong başlangıçta elindeki bahaneleri kullanarak diğer klanlara karşı saldırıya geçmek istiyordu. Fakat bu olay açığa çıkarsa Güney Sınırı'nın büyük klanları bu konuyu bırakmadığı sürece Wu Klanı'nın eli kolu bağlanırdı.
Siz Wu Klanı, Güney Sınırı doğru yolunun başısınız. Ama bir şeytan içeri sızmış, sonra da elini kolunu sallayarak çekip gitmiş.
Doğru yolu yönetmeye ne yüzünüz var?
Bu kaynak noktalarını işgal etmeye ne hakkınız var? Yoksa bunları ele geçirip klanınızın içindeki şeytani yol hırsızlarına mı sunuyorsunuz?
Bu, Dünya'da uyuşturucu kullandığı ortaya çıkan bir ünlüye; sürekli aile sevgisinden söz eden başarılı birinin evlilik dışı ilişkisi olduğunun anlaşılmasına; ya da polis teşkilatında yeraltı dünyasının köstebeğinin çıkmasına benziyordu.
İtibar gözle görülmez, elle tutulmazdı ama gerçekten bir güçtü; her şeyi etkileyebilirdi.
Wu Yong'un gözünde Wu Klanı'nın kaybettiği kaynak noktaları önemli değildi.
Kaybedilebiliyorsa geri de alınabilirdi.
Hatta bu fırsatı kullanarak kendi kişisel şöhretini artırabilir, olağanüstü savaş gücünü sergileyebilir ve Güney Sınırı tarihine kendi izini bırakabilirdi.
Fakat Fang Yuan meselesi bambaşkaydı.
Ortaya çıkması hâlinde Wu Klanı'na ağır bir darbe indirirdi!
Wu Klanı'nın kuşaklar boyunca büyük emeklerle koruduğu şöhret ve itibar ağır biçimde sarsılırdı.
Bu olay yayılırsa Wu Yong, Wu Klanı'nın kaybettiği kaynak noktalarını geri almak için hangi yüzle gidecekti? Uzun bir süre boyunca Wu Klanı'nın başı öne eğik kalacaktı.
“Şu lanet Fang Yuan!”
Wu Yong dişlerini gıcırdattı.
Hayatında hiç kimseye bu kadar nefret duymamıştı.
Düşününce biraz ironikti. Wu Yi Hai üzerinden ara sıra itibar kazanıp kendi iyiliğini ve yakınlığını gösteren de kendisiydi.
Sonunda bu davranış, Wu Yong'un aptal ve beceriksiz görünmesine, şeytan Fang Yuan tarafından parmağında oynatılmış olmasına dönüşmüştü.
Bu, Wu Yong'un hayatındaki lekeydi.
“Şu lanet Zi Wei Perisi!”
Wu Yong Göksel Saray'ın Bilgelik Yolu kadın ölümsüzünden de nefret ediyordu.
Karşı tarafın amacı apaçıktı. Wu Yong'a bunları anlatmakla bir yandan onu uyarıyor, diğer yandan onu silah gibi kullanıp Fang Yuan ve diğerlerini ortadan kaldırmak için bütün gücüyle saldırmaya zorluyordu!
Wu Yong Fang Yuan'ı öldürmek zorundaydı.
Fang Yuan'ı gizlice öldürdüğü sürece Wu Yi Hai'nin ölümünü Gölge Tarikatı'nın üzerine atabilir, mesele gayet doğal ve makul biçimde kapanabilirdi.
O zaman Göksel Saray gerçeği açıklasa bile Wu Yong bundan korkmazdı.
Bu olay da onun hayatındaki bir lekeye dönüşmezdi.
“Zi Wei Perisi…” Wu Yong bu adı bir kez daha ağzında çevirdi.
Zi Wei Perisi'nin onu Fang Yuan ve diğerlerini öldürmek için bütün gücüyle çalışmaya zorladığını, kendisini kullandığını açıkça biliyordu. Yine de Wu Yong tam da bunu yapmak zorundaydı.
En önemlisi, Zi Wei Perisi'nin gönderdiği Bilgi Gu'sunda yalnızca Fang Yuan ve diğerleri hakkındaki bilgiler vardı; Wu Yong'la pazarlık ya da tehdit içeren tek bir kelime bile yoktu. Böylece Wu Yong, Zi Wei Perisi aleyhine kullanabileceği en ufak bir koz bulamıyordu.
“Wu Yong efendim, ne oldu?” Qiao Klanı'nın yüce kıdemli büyük büyüğü Qiao Zhi Cai, Wu Yong'un ifadesindeki değişikliği görünce kaygıyla sordu.
Wu Yong ona bir bakış attı ve bir anda ondan da nefret etmeye başladı.
“Şu yaşlı herif.”
“Qiao Klanı'nın başında duruyor, Wu Klanı'na yaslanmaya çalışıyor.”
“O olmasaydı Fang Yuan Wu Klanı'na bu kadar kolay nasıl sızabilirdi?”
Fakat dışarıdan Wu Yong hafifçe gülümsedi ve Qiao Zhi Cai'yi yumuşak bir sesle teselli etti: “Önemli değil. Yalnızca kardeşimi düşünüyorum; Gölge Tarikatı'nın eline düştüğüne göre başına neler geliyor acaba?”
Qiao Zhi Cai içinden şaşırdı. Burada yabancı kimse yoktu; Wu Yong neden hâlâ Wu Yi Hai'ye duyduğu kaygıyı gösteriyordu? Bunu kime oynuyordu?
Wu Yong daha önce Fang Yuan için endişeleniyormuş gibi yapıyordu. Ama bu kez gerçekten Fang Yuan'ı düşünüyordu.
Yalnızca onu hemen öldürmek istediği için!
“Wu Yi Hai'yle hâlâ bağlantı kurulamadı mı?” Wu Yong gizlice uzaktaki ana karargâhta bulunan Wu Klanı Gu ölümsüzleriyle iletişime geçti.
Ölümsüzlerin hepsi hayır dedi.
İçlerinden biri, “Wu Yi Hai efendimizle son iletişimimiz, klandan Gu ödünç istediği zamandı.” dedi.
Başka biri ekledi: “Wu Yi Hai efendimizin üzerinde klandan ödünç alınmış altı ölümsüz Gu var. Başına bir şey gelmemeli!”
Wu Yong bunları duyunca içindeki öfke birkaç kat daha harlandı.
Bu altı ölümsüz Gu'nun arasında, bizzat kendisinin onaylayıp Fang Yuan'a iç hazineden verdiği Gu'lar da vardı. Üstelik yüz bin ölümsüz öz taşını ödünç vermeyi de bizzat Wu Yong önermişti.
Bunları düşündükçe Wu Yong kendi yüzüne bir tokat atmak istiyordu.
Aynı zamanda Fang Yuan'a duyduğu nefret daha da derinleşti.
İşte bu herif!
Gerçekten çok iyi rol yapıyordu.
Kimliği açığa çıkmak üzereyken bile son kez büyük bir vurgun yapmayı unutmamıştı. Gerçekten sinsi, gerçekten kurnazdı!
Ben, büyük Wu Yong, nasıl oldu da bu adam tarafından kazıklandım!